Ceren

Şerife bir gün, "Ne Beyumi, ne de avanesi senin değerinin farkına varmamış. Çünkü sen kendini yeterince satmayı becere- memişsin. Erkekler kadının değerini bilemez, Firdevs. Kendi de­ ğerini belirleyen kadındır. Fiyatın yükseldikçe, erkek senin ger­ çekten değerli olduğunu daha çok kavrar, elindekini avucundaki- ni sana vermeye razı olur. Kendi olanağı yoksa sana vermek için başkasından çalar," dedi. Merakla, "Ben gerçekten değerli miyim Şerife?" diye sordum. "Güzel ve kültürlüsün." "Kültürlü mü? Topu topu bir ortaokul diplomam var." "Kendini küçümseme Firdevs. Ben ilkokuldan öteye geçeme­ dim." "Peki senin fiyatın var mı?" diye sordum merakla. "Elbette. Çok yüksek bir fiyat ödemeden kimse dokunamaz bana. Sen benden daha genç, daha kültürlüsün; demek ki bana ver­ diklerinin iki katını ödemeden yanına yaklaşamamalan lazım." "Ama ben erkeklerden hiçbir şey isteyemem." "İsteme. Bu benim işim, senin değil!"
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tek bir ibare, iki sözcükten oluşan küçük bir ibare tüm yaşa­ mımı aydınlığa çıkardı; onu olduğu gibi görmemi sağladı. Gözle­ rimdeki örtüyü çekip aldı. Gözlerimi ilk kez açıyor, yaşamımı ye­ ni bir biçimde görüyordum. Ben saygın bir kadın değildim. Daha önce farkına varmadığım bir şeydi bu. Gerçeği hiç fark etmemiş olmayı yeğlerdim. Hiç olmazsa uykum kaçmaz, iştahım kesil­ mezdi o zaman. Bu yeni bilgiyi kafamdan atmanın bir yolu var mıydı? Ne de olsa yalnızca acı gibi bir şeydi; başıma bıçak ucu gi­ bi keskin, saplanmıştı. Aslmda bıçak bile değildi, iki sözcüktü yal­ nızca, ellerimle kulaklarımı kapayıp defedemeden önce beynime ok gibi saplanan bir ibare. Beynimdeki bir kurşunu çıkarır ya da bir uru çıkarıp atarcasına onu kafamdan çıkarabilecek bir şey yok muydu? Artık dünyada hiçbir şey, o gece o adamın söylediği iki sözcüğü işitmeden önceki halime döndüremezdi beni. O andan itibaren başka bir kadm olmuştum. Eski hayatım geride kalmıştı. Bedeli ne olursa olsun, ister açlık, ister soğuk, isterse en ağır yoksulluk olsun, hangi işkencelerden, hangi acılardan geçersem geçeyim, geri dönmek istemiyordum. Bedelini hayatımla ödeyecek de ol­ sam, saygın bir kadın olmalıydım. Kulaklarımın duyduğu o aşağı­ lamadan kurtulmak, bedenimi o utanmaz gözlerden kaçırmak için her şeyi yapmaya hazırdım. Hâlâ ortaokul diplomam ve başarı belgem vardı; saygın bir iş bulmaya kesin kararlıydım. Hâlâ insanların yüzüne dimdik baka- bilen, hayatta yolumu çizerken önüme çıkan o hilekâr, o yan ba­ kışları karşılamaya hazır bir çift siyah gözüm vardı. Nerede bir ilan görsem başvuruyordum. İş bulabileceğim bütün bakanlıkla­ ra, şubelere ve şirketlere gittim. Bu çabaların sonunda, büyük bir sanayi kuruluşunda iş buldum.
İnsan sokağa düştüğü zaman hiçbir beklentisi kalmaz, hiçbir şey umut etmez. Oysa ben aşktan bir şeyler beklemiştim. Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetme­ ye başlamıştım. Fahişeyken karşılıksız hiçbir şey vermez, hep alırdım. Ama âşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çaba­ mı düşünmeden verdim. Asla bir şey beklemedim, sahip olduğum her şeyi verdim, kendimi tümüyle bırakıp bütün silahlarımdan, tüm savunmalarımdan arınarak çırılçıplak kaldım. Oysa fahişey­ ken kendimi korur, her an savaşırdım; hiç korunmasız kalmaz­ dım. Gerçek benliğimi korumak için erkeklere dış kabuğumu su­ nardım. Yüreğimle ruhumu korur; bedenimi edilgen, hareketsiz, hissiz rolünü oynamaya bırakırdım. Edilgen olarak direnmeyi, hiçbir şey vermeksizin kendimi tümüyle korumayı, kendi dünya­ ma çekilerek yaşamayı öğrenmiştim. Diğer bir deyişle, erkeklere bedenime sahip olabileceklerini, ölü bir bedene sahip olabilecek­ lerini, ama tepki göstermemi, heyecanlanmamı, haz ya da acı duy­ mamı beklememelerim söylerdim. Hiçbir çaba, hiçbir enerji har­ camaz, sevgi gösterisinde bulunmaz, düşünmezdim. Dolayısıyla hiç yorulmaz, tükenmezdim. Ama aşkta her şeyimi vermiştim; yeteneklerimi, çabamı, duygularımı, en derin duygularımı... Bir azize gibi, bedelini hiç hesaplamadan, elimde avucumda ne varsa hepsini vermiştim. Tek bir şey dışında hiçbir şey istememiştim, hiçbir şey: aşkın korumasına sığınmak. Kendimi yeniden bulmak, yitirdiğim benliğimi yeniden kazanmak. Küçük görülmeyen, aşa­ ğılanmayan, tersine saygın ve üstün tutulan, duyarak yaşayan bir insan olmak.
En az aldatılan kadınm fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sis­ tem olduğunu anlamıştım.
Geceyansı olmuştu ve sokaklar sakindi. Nil Nehri'nden hafif bir esinti geliyordu. Gecenin verdiği huzurdan hoşlanarak nehir bo­ yunca yürüdüm. Artık acı hissetmiyordum. Çevremdeki her şey bana huzur veriyor gibiydi: yüzümü okşayan hafif esinti; boş so­ kaklarla, kapalı kapılar ve pencereler, insanlar tarafından dışlan­ ma, aynı zamanda onlan dışlayabilme duygusu; her şeye, yeryü­ züne, gökyüzüne hatta ağaçlara bile yabancılaşma. Ait olmadığı büyülü bir dünyada yürüyen bir kadın gibiydim. Bu kadmın canı­ nın istediğini yapma, istemediğini yapmama özgürlüğü vardı. En­ der rastlanan o kimseye bağlı olmama, her şeyden vazgeçme, çev­ redeki dünyayla bütün ilişkilerini kesme, tamamen bağımsız ol­ ma ve bağımsızlığının hakkını vererek yaşama; bir erkeğe, evlili­ ğe, ya da aşka bağlanmadan özgür olma; tüm kural ve yasalann sınırlandırmasından kopma hazzını yaşıyordu bu kadm. Önüne ilk çıkan erkek onu istemezse, İkincisi, üçüncüsü gelecektir. Tek bir adamı bekleme gereksinimi duymayacaktır. O dönmediği za­ man üzülmeyecek, bir şey beklemeyecek, umutlan suya düştü­ ğünde acı çekmeyecektir. Hiçbir şey umut etmeyecektir artık, hiç­ bir şey arzulamayacaktır. Hiçbir şeyden korkmayacaktır, çünkü onu incitebilecek her şeyi zaten yaşamıştır. Kollarım geceyi kucaklamak üzere açıldı; belli belirsiz anımsadı­ ğım bir şarkıyı mırıldanmaya başladım: Hiçbir şey beklemiyorum Hiçbir şey istemiyorum Hiçbir şeyden korkmuyorum Özgürüm ben.