Uygarlığımızdan en kısa zamanda bekleyeceğimiz bir şey varsa, yaşamla daha uygun bir uzlaşmayı mümkün kılacak şekilde kızlarımızı eğitmenin yollarını bize göstermesidir; çünkü bugün en olumlu koşullarda bile söz konusu uzlaşma gerçekleştirilecek gibi değildir. Gerçeklikle bağdaşmamasına ve aklı başında herkes tarafından yadsınmasına karşın, kadının yetersizliği görüşü hala yasalarda ve geleneklerde yer almaktadır. İlgili konuda her zaman gözümüzü açık tutmak, toplum düzenimizdeki bu hatalı tutumun mekanizmasını tümüyle kavrayıp ona karşı savaşmak zorundayız.
İşçiler efendileri için çalışmaya gönderildikleri bağı kendilerinin sanmışlar. Oradaki her şeyin kendileri için yapıldığına ve işlerinin bu bağda yaşamın tadını çıkarmak olduğuna inanmış, efendiyi unutmuşlar, onun varlığını hatırlatan herkesi de öldürmüşler.
İnsan, kalbinde sevgi duymuyorsa, hareket etmeden bir yerde otursun...bir şeyle, kendi kendisiyle veya sevdiği bir şeyle uğraşsın. Fakat, insanlarla hiç ilişki kurmasın.
İlk depresyonun yaşandığı yaşın çocukluk dönemine kadar inmesi de dünya çapında bir trend gibi görünüyor. Uzmanlardan bunun nedeni hakkında bir tahmin yapmalarını istediğimde, ortaya pek çok kuram atıldı. O sırada Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yöneticisi olan Dr. Frederick Goodwin'in tahminine göre, "Çekirdek aile korkunç bir aşınmaya uğradı; boşanma oranı ikiye katlandı, ebeveynlerin çocuklara ayırabildiği zaman azaldı ve coğrafi hareketlilik arttı. Artık çocuklar eskisi gibi geniş ailelerini tanıyarak büyümüyorlar. İnsanın kendi kimlik tanımının bu sağlam referanslarının kaybı, depresyona yatkınlığın artması demektir."
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.