h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Adem ile Havva..
herkes arayandır lakin aŞk ile arayan azdır.. bir kere aŞkta aŞkla uyandığında ne yere sığabilirsin nede göğe sadece bir gönüle.. Erkek, bir şeyin tıpkı kendisini sevmesi gibi, kadına sevgi duydu kadında tıpkı bir şeyin vatanına özlem duyması gibi erkeğe sevgi O ancak onun eksik parçasıydı Adem’in Havva’ya özlemi bütünün parçaya özlemiydi Havva’nın Adem’e özlemi sıla hasreti.. Adem Havva’nın adına arzu dedi Havva Adem’in adına emin Birlikte Bir oldular Bir’i buldular, zaten tüm ikilik Bir’i bulsunlar diyeydi. Buluşunca yitirdikleri cennetten bir parça buldular. Bir olunca da cenneti buldular. Ne varsa Bir’deydi, her şey o Bir’in içindeydi, yola birlikte koyuldular.. Biri diğerine aynaydı. Yitik cennete hep o aynada baktılar. Gördükleri ne kendileriydi, nede bir diğeri, gördükleri ikisiydi, o aynada ikisi Bir şeydi. Umuttu biri birine, birbirlerinin gözlerinde Ona baktılar. Bir’i düştüyse diğeri kaldırdı. Bir’i korktuysa diğeri sarıp sarmaladı.. Bir’den kopmuş birer ince sızıydı ikisi erkek kadının gurbeti kadın ise erkeğin vatanı, her şeyi..
İlişkiler
h̷i̷ç̷ ོ isimli okura yanıt verildi
h̷i̷ç̷ ོ
h̷i̷ç̷ ོ “Ben sende oluyorum” der Martin Buber.. “Yolculuğum sendeki öze isabet ettiğinde, sana vâsıl olduğumda, ben ancak ben olurum..” Mistik bir filozof olan Buber, insan ilişkileri üzerine oluşturduğu teorisinde iki tür ilişkiden bahseder; ben-o ve ben-sen.. Buber ben-o tarzı karşılaşmalarda kişinin diğeriyle araçsal ve yüzeysel bir ilişki içerisine girdiğini ve özne-nesne arasında bir iletişime hapsolduğumuzu söylerken, ben-sen ilişkilerinin insanın varoluşu açısından önemini vurgular.. Ben-sen ilişkisi iki insanın bir diğerine tüm varlığıyla açıldığı, birbirlerini kıyaslara, tanımlamalara ve rollere indirgemeden “karşılaştıkları” bir etkileşim alanıdır. Böylesine bir teveccüh ve rûberû ilişki içinde açığa çıkan bir ilahi enerji olduğundan bahseder. Hatta bu tür ilişkilerdeki birliktelik anlarını “Tanrı’nın bulunduğu yer” olarak niteler. Burası iki ruhun buluştuğu yerdir ve belki de bu sufi anlayışa göre farklı esma terkiplerinin karşılıklı aynalarda yansımalarıyla buluşmaları anlamına gelir.. Ben-sen ilişkisinin bir diğer çeşidini de “ben-ebedi Sen” olarak ele alan Buber, bunun en aşkın ben-sen buluşması olduğundan bahseder. Buber’e göre, her bir ‘sen’ ile karşılaşma, kişi olma sürecidir ve ona sunulan bu süreç sayesinde, kişi ebedi ‘Sen’ in âdeta saçaklarını görmeye başlar ve her bir diyalog sayesinde ebedi Sen’de nefes alıp verir, ebedi Sen ile diyaloğa girer ve ona hitap etmiş olur. “Ben-ebedi Sen ilişkisinde bize sen dendiğini işitmeyiz, fakat yine bize hitap edildiğini hissederiz; cevap veririz, düşünerek hareket ederek, ağzımızla söylemekten aciz kaldığımız temel kelime Sen’i, varlığımızla söyleriz. Her alanda, bizim için var olan her şey vasıtasıyla gözümüzü, ezeli-ebedi Sen’in eteklerine dikeriz, her birinde Onun bir nefesini sezeriz, Ona uygun tarzda ebedi Sen’i kasteder Ona hitap ederiz.” Buber’e göre Tanrı’nın tek isteği, ben’in ebedi Sen ile ilişkiye girebilmesi ve ebedi Sen ile ilişkili bir “ben” olarak kalabilmesidir.. Ben-sen ilişkilerindeki derinlik çabamız ben-ebedi Sen ilişkisi için bir hazırlık olsa gerek. Ve bu noktada baştaki alıntıyı yeniden okuyorum: “ben Sen’de oluyorum..”
Reklam
Ben Bilgisi..
Ben'i bilmeyenler kibir zanneder onu. Ben'in şuuruna varanlardan uzaklaşır, varlıklarına tehdit olarak görürler çünkü kendilerinde olmayanı hatırlatırlar.. Oysa ben'i bilen varlık, var olmayı da var etmeyi de bilmez mi? Kendini nasıl methettiğine / başkalarını nasıl yerdiğine değil; kendini nasıl eleştirdiğine / başkalarına nasıl iltifat ettiğine bakmak.. Başkalarıyla kurduğumuz münasebet, kendi gerçekliğimize nasıl baktığımızı ele veriyor. Birini daha derinden tanımak için bakın; başkalarının güzelliklerine ne kadar tahripkâr? Kendi noksanlıklarına ne kadar lütufkâr? Kendini nesne etmeyi beceremeyenler ancak başkalarını yok sayarak var olabilirler çünkü. Ancak kendini yıkabilir ise kendini inşa edebilir bir ben. Kendini ya da kendinde bir şey yıkma kudreti gösteremeyen, bir şey inşa edemiyor. En başta kendini. Kendinin mimarı olamayan hiçbir şey inşa edemez.. İnsan, her şeye sahipken hiçbir şey olamaz bazen. Hiçbir şeye sahip olmadığı hâlde olmayı bilirken..
Sayfa 87·Kitabı okuyor
Ben...
h̷i̷ç̷ ོ
Dünya üzerinde aynı anne babadan doğduğu, benzer genetik mirasa sahip olduğu halde birbirinin tıpatıp aynısı olan iki insan bulmak imkânsız. işin garip yanı, yaş aldıkça sıfır noktasında yani Allah’ın kişiye bahşettiği güçlü yönleri, gelişim alanları, riskleri, hediyeleri ile yola devam edebilen de çok az. Herkes bir arayışın peşinde: ben kimim..? Kendi özünü bilmeyen, kendini sevemiyor; kendini sevemeyen, başkasını da sıfır noktasında bilmek konusunda gayret gösteremiyor, bu gayret olmadıkça saf sevgi zuhur etmiyor..
Ya aristokrat ya fizyokrat ya pisi-kopat..
Kadına benzer bir kedi.. Kendine göre, başına buyruk. Zapt edilemez, anlaşılamaz ve özgür ruhlu. Kimine göre dengesiz kimine göre dengeli elbette bu göreceli. Ancak kendi isterse, sevdirir kendini. Sevilmek ister lakin sağduyulu bir şekilde benimsenmektir niyeti. Zıt duygular içeren uyuşukluktan çılgınlığa geçen beklenmedik sıçrayışlarıyla, kararsız ruh hallerini bile oyuna çevirebilen bu gizemli canlıların esrarengiz halleri ve kadına benzeyen yönleri sanattan edebiyata kadar konu olmuştur. Dişiliği, tekinsizliği, özgürlükçü tavrıyla ön plana çıkan kediler, resim ve edebiyatta pek çok sanatçıya ilham vermiş, özellikle kadını tamamlayan veya niteleyen bir unsur olarak kullanılmıştır. Hatta öyle ki Goya, Manet ve Frida Kahlo gibi ressamlar kadınların dişiliğini, özgürlüğünü, karanlık taraflarını kedi resimleriyle vurgulamaya çalışmışlardır.. Mitoloji, efsane ve resimlere konu olmuş olan kadın ve kedi, bir diğerini çağrıştıracak şekilde edebi metinlerde de işlenmiştir. Türk edebiyatında kedinin kadınla ilişkilendirildiği anlatılara baktığımızda özellikle bu iki cinsteki dişiliğe, cinsel cazibeye, tekinsizliğe ve yırtıcılığa vurgu yapıldığı görülmektedir. Deniz gibi gözleri, baygın bakışları, ne zaman ne yapacağı belirsiz halleri ile kadın ile ilişkilendirilmiştir. Bütün bu değişken ve gizemli hallerine rağmen yine de rüya gibi cezbedicidir.. O, yırtıcı olmaktan ziyade munis hareketleriyle kendisini sahibine sevdirmiştir. Onun içindeki cevheri ortaya çıkarabilirsek, onlarda bizim içimizdeki cevheri çıkarırlar. Bir kedinin içindeki cevheri çıkarmanın en iyi yolu onunla bağ kurmaktır, onun güvenini ve dostluğunu kazanmaktır. Samimiyetle ve içtenlikle sevildiğini hissettiğinde aynı şekilde karşılık verir. Kadın ve Kedi ikisi de çekicidir sevimlidir, sevmeyi ve sevilmeyi
Kadın ve Kedi
h̷i̷ç̷ ོ
kadının en büyük hayat motivasyonu sevildiğini hissetmektir her zaman ilk günkü ilgi ve tutkuyu arar..