h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Keton nedir?
Keton nedir? 2- Glikoneogenezis tablosuna, bir de şu şekilde bakalım; vücutta alkolün stoku yoktur çünkü; alkolün fazlası -vücuda ve karaciğere göre- toksik bir maddedir ve derhal yok edilmelidir. Bu yüzden vücudumuz alkolü bünyeden hızla uzaklaştırmak, elimine etmek için önce şekere ve ondan sonra da yağa çevirir. Yani vücudumuz alkol üretmez, sadece dışarıdan alkol gelirse, şekere dönüştürerek alkolü yok edebilir. Diğer bir deyişle fazla alkol alırsanız; karaciğeriniz glikoneogenezis sistemini sürekli çalıştırır ve kilo alırsınız. Alkolün parçalanıp, enzimlenerek yok edilme aşamasında fazla miktarda Asetil-CoA oluşur; bu oluşan Asetil-CoA, glikoneogenezis işlemini aktive eder; bu işlem glikoz üretimini arttırır ve kan şekeri yükselir; kan şekeri insülin salgılamasına yol açar; insülin de karaciğere “şekeri yağa çevir” emrini verir; karaciğer fazla glikozu hemen yağlara çevirip (trigliserid sentezi) kana gönderir; kandan da vücudun kolay yağ tutan bölgelerinde biriktirilerek stok yağ olarak bekletilir. Aşırı alkol tüketen insanların kan şekerinin ve kan yağlarının (özellikle trigliserit) yüksek çıkması bu nedenledir..
Sayfa 129·Kitabı okudu
Reklam
Keton nedir?
Keton nedir? 1- “Glikoneogenezis” Bu kelime, glikoz olmayan maddelerden glikoz yapmak anlamına gelir. Tanrının bize vermiş olduğu müthiş bir yapısal yetenektir. Glikoneogenezis; petrolle ilgisi olmayan bir maddeden petrol yapmak gibi bir şeydir. Bu yeteneğimiz; büyük ölçüde karaciğer ve çok az da olsa böbreğimize özgüdür. Başka hiçbir organımız glikoneogenezis yapamaz. Gerektiğinde tükettiğimiz gıdalar, gerektiğinde de bünyemizde bulunan; yağ, protein ve alkol derhal glikoza çevrilebilir. işte bu yapısal yeteneğimiz sayesinde, vücudumuz ne zaman isterse ve ne kadar gerekirse, o kadar glikoz yapabilir. Bu denklem tersine de çalışabilir, yani glikozdan da protein ve yağ yapılabilir. Asetil-CoA isimli, her yola girebilen ara ürünün burada çok önemli bir işlevi vardır. Eğer hücre, karaciğer hücresi gibi müthiş yetenekliyse bu normal bir olaydır. özetle; yağ, protein ve alkolden glikoz yapılabileceği gibi; glikozdan da protein ve yağ yapılabilir. insan vücudunda gerçekleşen hiçbir kimyasal reaksiyonda alkole ihtiyaç duyulmaz ve bu yüzden de vücudumuz glikozdan alkol yapmaz. Bazı bakteriler glikozdan alkol yapabilirler ancak insanın yapısında böyle bir yetenek yoktur. Aynı durum, beslenirken ihtiyaçtan fazla proteini, gıdalarla almanız durumunda da geçerlidir. ideal kilonuzun kilogramı başına 1.0 ila 1.5 gr.’dan fazla protein alırsanız, glikoneogenezis sisteminin hemen devreye gireceğini bilmelisiniz.. Proteinin stoku yoktur, fazlası karaciğerde glikoneogenezis yoluna girer. Unutmayınız ki; ketojenik diyet bol protein diyeti değil, bol yağ diyetidir. Yağlar; beynimiz hariç vücudumuzun her organı tarafından enerji kaynağı + yapı taşı olarak kullanılabildiğinden ötürü diğer organlarımız tarafından kandan uzaklaştırıp afiyetle kendi işlerinde kullanılabilir. Görüldüğü gibi
Yıllar boyu bu konuyu inceledim; en ideal beslenme üzerine yazılmış olan binlerce dokümanı; erişebildiğim her türlü yazılı kaynağı, her araştırmayı, baştan sona okudum ve temel tıp bilimlerini de yeniden gözden geçirdim. Yani; neredeyse yeniden tıp fakültesi öğrencisi oldum. Bu araştırmalarım sırasında karşılaştığım “Ketojenik diyet” kavramı ve savunucularının bilimsel dayanaklarını da şüpheci gözle, defalarca kontrol ettim. Bu konuyla ilgili de binlerce sayfa doküman ve çalışma inceledim. Sonuçta; ketojenik diyetin mantıklı ve gerçekçi sonuçları beni çok etkiledi ve hiç tereddüt etmeden kendimde uyguladım; eşime-dostuma tavsiye ettim; hastalarıma ısrarla önerdim. Mükemmel sonuçlar aldım ve almaya da devam ediyorum...
Sayfa 126·Kitabı okudu
Biz anlasak da, anlamasak da, biyolojik formüller doğanın dengesine uygun olarak, kendi bildiği gibi devam eder. Taşları yerine biz oturtamayız. Doğanın oturttuğu taşların yerine bakarak bir ipucu yakalamaya çalışırız. Tıp bilimi, son 100 yılda önemli miktarda yol aldı ancak bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında henüz çok azdır..
Sayfa 112·Kitabı okudu
LDL..
LDL büyük bir partiküldür ve küre formundadır. Bu kürenin içerisinde hem protein (Apo-proteinler) ve hem de yağ (lipit) bulundurur. Yoğun şeker tüketir ve uzun süre de böyle yaşarsanız, LDL partiküllerinin hem protein ve hem de lipit kısımlarına glikoz ve früktoz yapışır. LDL’nin bu haline; “okside LDL” denir ki; en tehlikeli ve damar sertliği yapıcı etkisi (aterojenitesi) en kuvvetli olan LDL tipidir. Esasında LDL öyle tek tip bir molekül de değildir, farklı büyüklükteki toplardan oluşur. LDL1, LDL2, LDL3 ve LDL4 olmak üzere 4 alt tipi tanımlanmıştır. LDL1 en az zararlı olan tipi iken, LDL4 en çok zararlı olan tipidir.. Düşük karbonhidratlı beslenmenin; kan trigliseridini düşürdüğü, HDL 'yi yükselttiği, LDL'nin alt gruplarından LDL 1 seviyesini orantısal olarak yükselttiği ve tehlikeli olan LDLA seviyesini ise yok denilecek kadar aza düşürdüğü yapılan klinik çalışmalarda gözlemlenmiştir.. LDL 4 yapı itibarıyla, glikolize (şekerlenmiş) LDL'dir. Bazıları buna okside LDL de demektedir. Bu küçük partiküller, hemen her dokuya kolayca geçebilmektedir. Daha da önemlisi; damar sertliğinin de baş tetikçisidir. Küçük olması gereken LDL seviyesi yıllarca böyle yüksek kalırsa, vay halinize! LDL, sadece damar sertliği yapmaz; dokularda kronik enfilamasyona (iltihab) da yol açtığından ötürü, kanseri de tetikler. T. kolesterol, HDL ve trigliserit ölçülen değerlerdir. LDL, sıradan laboratuarlarda doğrudan ölçülemez. Bir formülü vardır. Bu formül; LDL=T. kolesetrol – HDL-TG/52dir. Hepimizin LDL değeri bu formülle hesap edilmektedir. Yani LDL ölçülen değil, yukarıda yazdığımız formülle hesap edilen değerdir. Trigliserit eğer 100’ün altındaysa ve HDL 40’ın üstündeyse bu formül en güvenilir sonucu verir. HDL’nin düşük ve trigliserid değeriniz 100’ün üzerindeyse formülün güvenilirliği
Reklam