LDL büyük bir partiküldür ve küre formundadır.
Bu kürenin içerisinde hem protein (Apo-proteinler) ve hem de yağ (lipit) bulundurur.
Yoğun şeker tüketir ve uzun süre de böyle yaşarsanız, LDL partiküllerinin hem protein ve hem de lipit kısımlarına glikoz ve früktoz yapışır.
LDL’nin bu haline; “okside LDL” denir ki; en tehlikeli ve damar sertliği yapıcı etkisi (aterojenitesi) en kuvvetli olan LDL tipidir.
Esasında LDL öyle tek tip bir molekül de değildir, farklı büyüklükteki toplardan oluşur.
LDL1, LDL2, LDL3 ve LDL4 olmak üzere 4 alt tipi tanımlanmıştır.
LDL1 en az zararlı olan tipi iken, LDL4 en çok zararlı olan tipidir..
Düşük karbonhidratlı beslenmenin; kan trigliseridini düşürdüğü, HDL 'yi yükselttiği, LDL'nin alt gruplarından LDL 1 seviyesini orantısal olarak yükselttiği ve tehlikeli olan LDLA seviyesini ise yok denilecek kadar aza düşürdüğü yapılan klinik çalışmalarda gözlemlenmiştir..
LDL 4 yapı itibarıyla, glikolize (şekerlenmiş) LDL'dir.
Bazıları buna okside LDL de demektedir.
Bu küçük partiküller, hemen her dokuya kolayca geçebilmektedir.
Daha da önemlisi; damar sertliğinin de baş tetikçisidir.
Küçük olması gereken LDL seviyesi yıllarca böyle yüksek kalırsa, vay halinize!
LDL, sadece damar sertliği yapmaz; dokularda kronik enfilamasyona (iltihab) da yol açtığından ötürü, kanseri de tetikler.
T. kolesterol, HDL ve trigliserit ölçülen değerlerdir.
LDL, sıradan laboratuarlarda doğrudan ölçülemez.
Bir formülü vardır.
Bu formül; LDL=T. kolesetrol – HDL-TG/52dir.
Hepimizin LDL değeri bu formülle hesap edilmektedir.
Yani LDL ölçülen değil, yukarıda yazdığımız formülle hesap edilen değerdir.
Trigliserit eğer 100’ün altındaysa ve HDL 40’ın üstündeyse bu formül en güvenilir sonucu verir.
HDL’nin düşük ve trigliserid değeriniz 100’ün üzerindeyse formülün güvenilirliği