h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Hiper.insülinizim (aşırı insülin salgılanması) hipertansiyonun önemli nedenlerinden birisidir. Nedeni çok basittir, insülin böbrekten aşırı miktarda tuz geri emilimine neden olur. Tuz geri emilirse su da onu takip eder ve dolaşımda hem tuz hem de fazla su vardır. Doktorlarınız size istediği kadar tuz yeme dese de insülin sayesinde yediğiniz azıcık tuzu bile böbrekleriniz idrardan geri çeker.. Tuzu kesmek çok saçmadır. Halbuki karbonhidratları tamamen dışlarsanız haftalar içerisinde tansiyonunuzda belirgin düzelmeler görürsünüz. insülinin tuttuğu sular idrarla geri atılır. Hatta o kadar idrar yaparsınız ki ilk iki haftada 3-4 kilo verebilirsiniz. Bu kilolar yağ erimesinden değil su kaybından verilir. Meta.bolik sendromlu hastalarda hipertansiyon görülmesinin en önemli sebebi budur. Şeker hastalarının neredeyse %60’ında birlikte hipertansiyonun da olması bu nedenledir.. insüline karşı dirençten dolayı içerideki insülin yetersiz kalıyor ve biz dışarıdan insülin iğnesi ile daha da takviye yapıyoruz. Vücut ancak bu şekilde söz dinliyor. Bu kadar bol insülin tabi ki tuz ve su tutar sonuç hipertansiyondur..
Sayfa 90·Kitabı okudu
Reklam
insulin direnci..
1- insulin direnci = insulin x kan şekeri/405 Değer 2.5 ve üzeriyse insülin direnci kesindir. 2- Açlık kan şekeri 100 mg/dl ya da altındadır. 3- Trigliserid seviyesinin 150 mg/dl üzerinde olması 4- HDL seviyesinin 40 mg/dl’nin altında olması 5- Tansiyonun 140/90 mmHg’nın üzerinde olması 6- Erkekte bel çevresinin 95 cm, kadında 80 cm üzerinde olması..
Sayfa 90·Kitabı okudu
Karbonhidratlar ve insülin..
Karbonhidratlar ve insülin.. Pankreas içerisindeki beta hücreleri saniye saniye kan şekerini kontrol eder. Hiçbir şeyi ihtimallere bırakmaz. insülin hormonu sayesinde, bünyeye misafir gelen bol glikoza bir yer aranır. Hücre içerisine glikoz öyle rastgele giremez. Aracı olarak insüline ihtiyaç vardır. Ancak stok yerleri sınırlıdır. önce karaciğere ve sonra da kas hücresine başvurulur; “şeker lazım mı?” diye sorulur. Bahsettiğimiz gibi bu iki organda da şeker deposu; glikojen vardır. Ama tabii stokların da bir kapasitesi vardır. Karaciğerde zaten 70 gr glikojen varsa stok olarak şekeri kabul etmez. Eğer kaslarımızdaki stoklarda doluysa bu şekeri ne yapmalı? Her hücrenin bir enerji düzeni var. insülin aracılığı ile başta karaciğere yeniden başvurulur. insülin ayrıca böbrek, beyin, akciğer ve yağ dokusuna ‘’lipogenezis yağ sentezi’’ yapması konusunda emirler yağdırır. Lipogenezis glikozdan yağ sentezleyin komutudur. Glikoz hücre içerisindeki mitokondriler sayesinde bir dizi reaksiyonla serbest ‘’asetil-CoA’’ya, oradan da yağ asitlerine dönüştürülür. Bir gliserol köküne 3 adet serbest yağ asidi bağlanınca bunun adı artık ‘’Trigliserid’dir. Kanda trigliseritler hızla artar. Karaciğer glikojen stokları dolu olduğu için ve glikozun bu yüksek seviyeleri vücut için kabul edilemez olduğundan ‘’lipogenezis’’ aracılığı ile bir gliserol molekülüne üç adet yağ asidi bağlayarak trigliserit oluşturur ve kana geri gönderir. Trigliserid’in asıl depo yeri yağ hücresidir ve depolanmak üzere büyük bir çoğunluğu yağ dokusuna gönderilir. Aşırı Trigliserid üretimi yıllar yılı sürdürülürse; yağ dokusuna ilave olarak hem karaciğer ve hem de pankreas yağ depolayabilir ki böylece karaciğer yağlanması ve pankreas yağlanması da maalesef gerçekleşmiş olur.. Ketojenik Diyet
Amilopektin..
Amilopektin.. Amilopektin-B kolay parçalanır ama amilopektin-A’ya göre biraz daha dirençlidir. Bir kısmı sindirilmeden atılabilir. Ancak kan şekerini amilopektin-A kadar yükseltmez. Nohut, kuru fasulye, barbunya, börülce mercimek gibi bakliyatlarda ise amilopektin-C bulunur. Bu karbonhidratların parçalanması ve sindirimi biraz daha zordur. ince bağırsakların son kısmına kadar parçalanma henüz bitmemiştir. Buraya ulaştıklarında bakterilerle karşılaşırlar. Bağırsak bakterileri amilopektin-C’yi afiyetle bir güzel yeyip nitrojen ve hidrojen gibi gazlara dönüştürürler. işte bu yüzden fasulye yediğimizde karnımızda gaz oluşur. Diğer bir deyişle kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru bakliyat içerisindeki karbonhidratların sindirimi zor olduğundan bu gıdalar bağırsak bakterilerine yaramaktadır. Bundan en çok bağırsak bakterileri faydalanmış oluyor. Bu ortak yaşama (simbiyoz) güzel bir örnektir.. Simbiyoz; iki veya daha fazla farklı biyolojik tür arasındaki yakın, uzun süreli ilişki olarak tanımlanır. Bu ilişki, her iki tarafın da etkileşimden faydalandığı simbiyotik (karşılıklı) olabilir veya bir tarafın fayda sağlarken diğerinin zarar gördüğü parazitik olabilir..
Sayfa 81·Kitabı okudu
Karbonhidratların sindirimi..
Karbonhidratların sindirimi.. Gıdalarla alınan karbonhidratlar daha ağzımızda iken sindirim işlemi başlar, mide asidiyle yoğrulduktan sonra bağırsaklarımıza geçer, burada pankreas enzimleriyle karşılaşır ve parçalanmanın can alıcı olan son kısmı gerçekleşir. Tahılların (buğday, arpa, yulaf, çavdar vd.) çekirdeğindeki karbonhidratın %75’i amilopektin-A dır ve kalan %25 amiloz’dan ibarettir. Amiloz çok az parçalanabilir. Amilopektin-A moleküler olarak bir ağaç dalına benzer. Karmaşık görünmesine karşın parçalanması ve sindirimi çok kolaydır. Bağırsak lümeni içerisinde Amilopektin-A; enzimatik reaksiyonlarla monosakkarit ve disakkaritlere ayrıştırılır. Bu parçalar da bağırsak duvarındaki hücrelerin içerisinde doğrudan glikoza dönüştürülür ve hemen hemen tamamı kana salınır. Amilopektin-A’nın bu kolay parçalanır özelliğinden ötürü bağırsaklarımızın ilk 60 ila 90 cm neredeyse tamamı emilir. Vücudumuz işte bu sistemle bütün karbonhidratları şekere çevirir. Sütün laktozunu önce galaktoza, sonra da bağırsak hücresi içerisinde glikoza çevirir. Sofra şekeri olan Sükrozu da bağırsak lümeni içerisindeki enzimlerle 1 glikoz + 1 früktoza çevirir. Glikoz hemen kana karışır, früktoz ise karaciğere gönderilir.. Şeker tıpkı uluslararası para birimi olan Dolar gibidir. Dünyada hemen her ülke Doları tanır ve kendine göre alır, stoklar veya kullanır. Glikoz da öyledir..
Sayfa 80·Kitabı okudu
Reklam