h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Karbonhidratlar..
Biyokimyacılar karbonhidratları molekül özelliklerine göre 3 ana grupta toplarlar. Sindirimle alınan karbonhidratlar bağırsakta parçalandığında, monosakkaritlere bölünürler. Monosakkaritlerden glikoz; kan şekeri olarak tanımladığımız en temel şekerdir. Fruktoz; meyvelerde yoğun olarak bulunan şekerdir. Galaktoz; süt şekeri olarak da bilinen laktozun bağırsaklarda parçalanmasından sonra oluşur. Sükroz sofra şekeridir. Yani bildiğiniz küp şeker veya toz şekerdir. Nişasta; buğday ürünlerinde mısırda, pirinçte ve patateste bulunan büyük bir moleküldür. Nişasta karbonhidratları; amilopektin-A, amilopektin-B ve amilopektin-C olarak üç alt guruba ayrılır. Bu amilopektinlerin sindirimi farklı olduğundan bilinmesinde fayda var. Selüloz; bitkilerin şeklini veren ve bitkiye adeta iskelet gibi sertlik kazandıran bir karbonhidrat türüdür. insanda selülaz enzimi olmadığından insanlar selülozu sindiremezler. Karbonhidratların memelilerde vücut içerisindeki depo şekli ise Glikojen’dir. Ketojenik Diyet
Reklam
Kolesterol..
Vücudumuzda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Hücrenin en dışında bir duvar vardır (evin duvarı gibi). Bu duvar tamamen kolesterol, fosfolipit, sfingolipit vd. gibi yağ bileşenlerinden yapılmıştır. Bu yağ karışımı, hücreyi bulunduğu ortamdan ayırmaya ve içerisinde bağımsız bir dünya oluşturabilmesine yarar. Hücrenin içerisinde tıpkı evimizin iç duvarları gibi birbirinden bağımsız alt odalar da vardır. Bu odalar da yağ duvarları ile ayrılmıştır. Hücre içerisinde enerji santralleri (mitokondri), protein sentezlenme (endoplazmik retikulum) üniteleri, DNA’nın saklandığı bir çekirdek (nukleos) ve daha sayısız alt odacıklar vardır. işte bu odacıkların hepsi ama hepsi bir yağ mantosu ile hücre içerisindeki sıvıdan ayrılmaktadır. Buna yağların kompartmantasyon görevi denir. Kompartmantasyon; bölmelere ayırmak demektir. Odacık içerisindeki kimyasal reaksiyonlar ancak bu sayede sağlıklı bir şekilde yürütülebilir. Aksi halde kaos olur. Düşünün ki yağlar olmasaydı yaşamın olması mümkün değildir, işte kolesterol bu yapı duvarlarının baş kahramanıdır..
Sayfa 66·Kitabı okudu
Okside olmuş (bozulmuş) yağlar, türbülansın yoğun olduğu damar çeperlerinde birikirler. Bu birikinti damara zarar vereceği için savunma sistemimiz bu bölgeye -başta makrofajlar olmak üzere- hemen özel güvenlik birimlerini gönderir. Makrofajlar bu yağ birikintilerini sindirme yoluyla ortadan kaldırmaya çalışır. çoğu zaman bu zavallı savunma hücrelerimiz okside yağları sindiremeyip kendileri de oracıkta ölürler ve hasarlı bölgedeki iltihap çamurunun bir parçası olurlar. Zamanla bu iltihaplı bölgeye yoğun kolesterol gönderilir, kolesterolün bu bölgede yoğunlaşmasının amacı, bu damarı tıkamak değildir. Kolesterol bu hasarlı bölgenin tamirine yardım etmek için adeta bir yara bandı vazifesi görmektedir..
Sayfa 65·Kitabı okudu
Dumanlanma..
Yağları yemekte kullanırken pişirme esasları nedir? Yağların kullanımı sırasında yağların pişirme dereceleri özellikle çok önemlidir. özellikle kızartma sırasında bu sıcaklıklar kolayca aşılabilir. Kritik sıcaklık eşiğini aşarsanız yağdan koyu renkli dumanların çıktığını görürsünüz. Bu noktaya “dumanlanma eşiği” denir. Dumanlanma eşiğinden 5-10 derece önce yağ hafifçe esmerleşmeye başlar. Yağ içerisinde bulunan giliserol isimli madde aşırı ısıda akrolein isimli maddeye dönüşür. Akrolein; sigara dumanı içerisinde akciğer kanseri yapan güçlü bir kanserojendir. Bazen dalgınlıkla yağ tavada yanıverir. Bu durumda yağı solumadan hemen ortamdan uzaklaştırın.. Ketojenik Diyet
Konjuge Linoleik Asit..
Kansere karşıtı ‘’Konjuge Linoleik Asit’’ Amerika’da 1980’lerde Wisconsin Üniversitesi kanser araştırma laboratuarında bilim adamları ilginç bir keşifte bulundular. Laboratuarın amacı fare deneylerinde kullanmak amacıyla kanserojen (kanser oluşumunu tetikleyen maddeler) üretmekti. Bunun için laboratuara getirilen etler yüksek ısılarda pişirilerek üzerlerinin kararması sağlanıyor ve bu sayede istedikleri gibi bir çok çeşit kanserojen madde elde ediyorlardı. Yapılan deneylerde; yağların simsiyah pişirilmesi ile elde edilen bir çok farklı maddeden özellikle bir tanesi oldukça farklı bir özellik gösteriyordu. Bu madde kanser yapmıyor; aksine deri kanseri olan farelerde belirgin bir iyileşme sağlıyordu. Daha sonra ileri biyokimyasal analizler sonucu elde edilen bu maddeye birçok alt gurubunun (izomerlerinin) bulunması nedeniyle ‘’conjuge linoleik asit’’ (CLA) ismi konulmuştur. CLA hayvan yağlarında bulunan tek ‘’doğal trans yağdır..’’ CLA Omega-6’ya çok benzeyen ancak ondan çok daha yararlı ve farklı biyolojik aktiviteleri olan bir moleküldür. CLA daha çok yağ dokusu olmak üzere bir çok dokuda birikir. Konjuge linoleik asidin; meme, deri, kolon ve prostat kanserlerinin tedavisinde etkili olduğu ve hatta bu kanserlerin yayılmasını (anti-metastatik) önleyici özellikleri de tanımlanmıştır. Meme kanseri olmayan kadınların memelerinde daha çok CLA birikmiştir. Yani CLA, bir doğal kemoterapi ilacı gibi davranarak kadınların memelerinde toplanır.. Konjuge linoleik asidin başlıca faydaları; 1- Antioksidan özelliği vardır. Bu özelliği; vücudun kanserle savaşına da katkı verir. 2- Anti-aterojenikdir (damar sertliğini önler). Bu özelliği; yağların oksitlenmesini önlemesinden kaynaklanır. 3- CLA; yağ hücresinin (adiposit) kitlesini küçültür. Yağ hücreleri aynen beyin ve kalp kası
Kanser
Reklam