Ne diyor Sunar bey? Acıyı anlamak. Duyguları anlamak. Duygular anlanmaz ki! Duygular yaşanır. Onları anlayabilmek için o anda onları yaşamıyor olmak lazım. Yani anlamak çözüme yaramıyor. Insan bilinci o duyguya artık geçmişte kalmış diye bakabildiği an onu düşüncelerle kavramak için gerekli distansı kazanmış oluyor. Duyguların sözcükler vasıtasıyla anlatılamayacağının en güzel kanıtı. Sözcüklerle ve kavramlarla yapılan düşünme ancak duyguların o anda olmamasıyla mümkün oluyor. Bir duygu hakkında düşüne bilmenin vazgeçilmez şartı o anda o duyguyu duymuyor olmak.
Esasında onu bilmek istemiyor değilim. Hafızam da zayıf değil. Kendi kendime itiraf etmeliyim ki o şey gerçekleşti. Ama onu düşündüğümde çok canım yanıyor. Sorun o şeyi hatırlayamamakta değil, hatırladığım zaman çok acımasında.
Bu cin göze görünmeden önce, ilkin ateşle yoklardı. Arkasından bir titreme bir ter. Sonra da "Güp!" diye gelir insanın göğsüne çökerdi. Mercimek gözlü, elsiz ayaksız, kap kara, yumak gibi bir şeydi. İşte o an kolunu kıpırdatabilir, Kepse'yi tutabilirsen tutarsın -kulun kölen olur, bir dediğini iki etmezdi-, tutamazsan kaçıp gider, bir daha da o fırsat ele geçmezdi.