Hayatın ancak berisinde ya da ötesinde yaşayabilen insan iki eğilime maruz kalır: avanaklık ve azizlik: alt-insan da üst-insan da olsa, asla kendisi değildir. Olduğundan az olma korkusundan pek çekmese de, olduğundan fazla olma perspektifi onu dehşete düşürür.
Bilge açısından bakıldığında, azizden daha murdar bir varlık olamaz; aziz açısından bakıldığındaysa, bilgeden daha boş bir varlık olamaz. Anlayan insan ile talip olan insan arasındaki bütün fark buradadır.
Sahte benlik çözülerek yok olurken gerçek benlik ortaya çıkar. Buna kişisel dönüşüm süreci denir.
Kişisel dönüşüm süreci, hayatınızda yaşayacağınız en heyecan verici deneyimlerden biridir. Sanki yıllardır içinizde bir yerlerde kelebek olduğunu bilen bir tırtılmışsınız da benliğinizin güzel parçasına nasıl ulaşacağınızı bilmiyormuşsunuz gibi; acıdan ve incinmekten korunmak için kendinizi bir kozanın içine sokmuşsunuz gibi.
insanlar kendileri için ne kadar sevgi hissederlerse, başkalarına da o kadar çok sevgi verebilir, o kadar az bencil olurlar. Bencil olmak, bir şeyin eksikliğinden ya da kıtlığından kaynaklanır. Çok az sevgiye sahip olanlar, onu kaybetmekten korktukları için veremezler. İçinizde sevgi hissetmezseniz onu başkalarına vermeniz de imkansızdır. Bütün sevgi, içinizde kendinizi severek başlar. Bu kendinize "takılıp kalmak" ya da ben-merkezci olmak anlamına gelmez; sadece kendi içinizde derin, sessiz ve kabullenici sevgiye sahip olmayı ifade eder.
Şüphe’yi bütün sanatlarda aradım; ama sanatta onu kılık değiştirmiş, kaçak, ilhamın duralamalarından sıvışmış, dingin bir hamleden türemiş halde buldum sadece;