Eğer çekmece elmas ile dolu olsa bile, aynı durum olacak ve işime yaramayacağından benim gözümde hiçbir kıymeti olmayacaktı. Şimdi artık hayatımı ilk geldiğim zamanlardan daha rahat bir hale sokmuştum. Kafam da vücudum kadar rahattı. Daima bin şükür ederek sofraya oturuyor ve bu ıssız adada bana böyle nimetleri sunan Tanrı'nın iyiliğine hayran oluyordum.Durumumun kötü taraflarından fazla iyi taraflarına bakmayı ve eksik olan şeyleri düşünmektense eldekilerle yetinmeyi öğrenmiştim. Bu durum bana ifade edilemeyecek, gizli bir teselli veriyordu.Bunu yalnız Tanrı'nın vermediği şeyleri düşündükleri ve istedikleri için, Tanrı'nın verdiği şeylerden yararlanmayı bilmeyen ve kalpleri memnun olmayanlara söylüyorum. Yoksun olduğumuz şeyler yüzünden bizde meydana gelen memnuniyetsizlik elimizdeki şeylerle yetinmemekten ileri geliyor gibi görünüyor.
Şu gördüğüm deniz ve kara nedir? Neden meydana gelmiştir? Ben, bütün bu uysal ve vahşi, iyi ve kötü yaratıklar nereden ve nasil meydana gelmiştir? Hiç şüphesiz ki hepimiz gizli bir kuvvet tarafından yaratılmışız. Karayı, denizi, havayı, gökyüzünü yaratan o gizli kuvvet nedir? Kimdir? Doğal olarak devam ettim: Bütün bunları yapan Tanrı'dır. Sonra şöyle düşündüm: Eğer būtün bu seyleri Tanrı yapmışsa onları sevk ve idare eden de yine odur ve her şey de ona bağlıdır. Çünkü bütün bu şeyleri yaratan bir kuvvet, onları sevk ve idare edecek güce kesinlikle sahiptir. Eğer kendi eseri olan şu evrende hiçbir şey böyle onun emri ve bilgisi dışında olamıyorsa ve eğer hiçbir şey onun bilgisi olmaksızın gelmiyorsa, benim burada korkunç bir durumda olduğumu biliyor demektir. Eğer hiçbir şey onun "emri dışında olmuyorsa başıma gelenleri de o emretmiş demektir. Aklıma bu sonucun aksi veya düşünceyi çürütebilecek hiçbir fikir gelmedi. Mademki yalnız beni değil, dünyada olan biten her şeyi idare eden yalnız onun kuvvetidir; o halde bütün başıma gelenlerin Tanrı'nın emriyle olması, düştüğüm bu sefil durumda da yine onun etkili olması gereklidir fikri bende çok fazla kuvvetlendi. Bunu kendi kendime sorduğum şu soru takip etti: Niçin Tanrı bana böyle yapıyor? Bunu hak etmek için ne yaptım? dedim. Bunu sormakla sanki küfretmişim gibi hemen vicdanm şu uyarılarda bulundu: adeta seslenir gibi bana "Sefil" dedi. "Ne yaptığını mi soruyorsun? Bir defa geriye, kötü yollarda, harcadığın hayatına bak ve kendi kendine neler yapmadığını sor. Şimdiye kadar niçin mahvolmadığını, Yarmut körfezinde niçin boğulmadiğını, geminiz Sale korsan gemisi tarafından yakalandığı zaman çıkan kavgada niçin ölmediğini, Afrika sahillerinde vahşi hayvanlar tarafından neden parçalanmadığını, burada gemideki bütün adamlar
Tanrı kendi yarattığı canlıları böylesine mahvetsin,bu kadar sefil bıraksın, kimsesiz, yardım almadan, kendi haline terk etsin ve bu derece düşürsün, harap etsin de sonra yine kendisine şükretmek zorunda bıraksın, doğrusu ya bundan daha büyük mantıksızlık olmaz diye kendi kendi-me düşünürdüm. Fakat içimden gelen bir ses hemen bu düşüncelerden ayrılmamı ve bana hata ettiğimi söylerdi.