Firdevs Çelik Öztayşi

Firdevs Çelik Öztayşi
@Firdevscelik
Çay,kahve ve de kitaplar
Erzurum
51 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Agnes’ın karnındaki çocuk aralarındayken, kocası ona sarılıp bastırabileceği kadar kendine bastırıyor. “İçinde bir his yok mu?” diye fısıldıyor kulağına. “Bu kez hissedemiyor musun? Çocuğun ne olacağını?” Agnes başını kocasının göğsüne, gömlek yakasının dibine yaslıyor. “Hayır,” derken, sesindeki şaşkınlığın o da farkında. Karnındaki çocuğu gözünün önüne getirememesi, cinsiyetini tahmin edememesi ona da sürpriz olmuş: Erkek mi yoksa kız mı olduğunu anlayamıyor. Kesin bir işaret gelmiyor. Geçen gün yere düşürdüğü bıçağın ateşi gösterdiğini sanmış. Demek ki kız, diye düşünmüş. Ama yine aynı gün kendini bir elmanın keskin tatlı, kıtır kıtırlığıyla insanı mest eden etli kısmını kaşıklayıp yerken bulmuş ve, Oğlan, diye düşünmüş. Bu konuda aklı çok karışık. Saçları kupkuru ve fırçalarken çatırdıyor, bu yüzden kız olmalı ama teninin yumuşacık, tırnaklarının güçlü olması da erkek olduğuna işaret. Geçen gün bir kızkuşu uçarak yolundan geçmiş ama sonra da dişi bir sülün gaklayarak çalıların içinden çıkmış. “Bilemiyorum,” diyor Agnes. “Nedenini de anlamıyorum. Ben—” Kocası, “Endişe etmemelisin,” diyerek iki eliyle yüzünü yanlardan tutup kaldırınca göz göze geliyorlar. “Her şey güzel olacak.”
Sayfa 171·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Derken artık o an gelmiş. Agnes fiili çekiyor: gidiyor, gidecek, gitti. Bu koşulları kendisi yaratmış; her şeyi o başlatmış ve bir kuklacı gibi perdenin arkasına gizlenip ahşap insanların iplerini hafif hafif çekerek onları yönlendirmiş, bir şeyler yaptırmış. Bartholomew’dan John’la konuşmasını istedikten sonra John’un kocasıyla konuşmasını beklemiş. Bartholomew bu fikri onun sayesinde John’un aklına sokmuş olmasa, bunların hiçbiri olmayacaktı. Bu ânı o –tek başına– yaratmış ama şimdi gerçeğe dönünce, gerçekten istediği şeyle taban tabana zıt olduğunu görüyor. Agnes’ın esas istediği kocasının yanında kalması, elini tutmaya devam etmesi. Bebeği dünyaya getirirken orada, o evde olması. Birlikte olmaları. Fakat onun isteğinin bir önemi yok. Kocası gidiyor. Agnes, gizliden gizliye de olsa, onu gönderiyor.
Sayfa 168·Kitabı okudu
"Agnes," diyor Mary, oğlu kolunu hırsla çekerken, "eminim sen de benimle aynı fikirdesindir. Gidemez. Böyle çekip gidemez." Penceredeki Agnes nihayet onlara dönüyor. Sincabı hâlâ ellerinde tuttuğunu görmek Mary'yi kızdırıyor. Hayvanın kuyruğu Agnes'ın elinde kayarak parmak aralarından geçiyor; siyah benekli altın boncuklara benzeyen gözleri Mary'de sabitleniyor. Agnes'ın çok güzel parmakları olduğunu görmek Mary’nin canını sıkıyor. Uçlara doğru incelen, beyaz, uzun ince parmakları var. Agnes’ın çarpıcı bir kadın olduğunu kabullenmek zorunda. Ama insanı rahatsız eden, tuhaf bir güzelliği var: siyah saçları bal rengi ve yeşil karışımı gözleriyle uyumsuz, teni sütten daha beyaz, dişleri düzgün ama tilki dişi gibi sivri sivri. Mary gelinine uzun uzun bakamıyor, onunla göz göze gelemiyor. Bu yaratık, bu kadın, bu elf, bu cadı, bu orman perisi –çünkü öyle, herkes öyle diyor, Mary de bunun doğru olduğundan emin– oğlunu büyüleyip kendine bağlamış, tuzağına düşürüp onunla birlikte olmuş biri. Mary bunu asla affetmeyecek. Mary bu kez Agnes’tan medet umuyor. Bu konuda mutlaka güç birliği yapacaklar. Gelini bu konuda mutlaka onun tarafını tutacak, oğlunu yanlarında, evde, güvende, gözlerinin önünde tutmayı isteyecek. “Agnes,” diyor Mary, “bu konuda hemfikiriz, değil mi? Bunlar bir temeli olmayan budalaca planlar. Burada, yanımızda kalmalı. Bebek doğduğunda, burada olmalı. Onun yeri senin ve çocuklarının yanı. Burada, Stratford’da bir iş kurmalı. Böyle çekip gidemez. Değil mi? Agnes?” Agnes başını kaldırınca, şapkasının altından bir an yüzü görünüyor. Yüzünde en esrarengiz, en delirtici tebessümü belirirken, Mary kalbinin teklediğini hissederek nasıl bir hata yaptığını, Agnes’ın asla kendisinden yana olmayacağını anlıyor. “Onu istemediği bir yerde tutmak için,” diyor Agnes uçarı,
Sayfa 167·Kitabı okudu
Mary ne olduğunu anlamadan, sabrı altından çekiliveriyor, ayaklarının altındaki buz tabakası çekilmiş gibi oluyor ve ayağa kalkıyor, oğlunun karşısına dikilip koluna yapışıyor, kolunu sarsarak şöyle diyor: "Bu plan budalalıktan başka bir şey değil. Bu fikri babanın aklına kim soktu bilmiyorum. Şimdiye dek onun işine zerre kadar ilgi gösterdin mi hiç? Sen bu türden bir sorumluluğu üstlenebileceğini ne zaman kanıtladın? Londra'ymış! Seni Charlecote'a o geyik postlarını almaya gönderdiğimizde hepsini yolda kaybetmiştin, unuttun mu? Bir düzine eldiveni bir kitapla değiş tokuş etmene ne demeli? Unuttun mu? İkinizin Londra'da iş yapmayı aklınıza getirmeniz bile hata! Londra'da hiç eldivenci yok mu sanıyorsun? Seni gördükleri yerde çiğ çiğ yer onlar." Aslında, Gitme, demek istiyor. Damarlarında vahşilik akan o mutfak hizmetçisiyle yaptığı evliliği bozabilmeyi, oğlunun onunla, el âlemin evlenilmeyecek kadar garip biri gözüyle baktığı o kadınla hiç karşılaşmamış olmasını diliyor. O kadın ne demeye Mary'nin oğluna, işsiz güçsüz, malı mülkü olmayan bir delikanlıya göz dikmiş ki? Ormanın dibindeki o çiftlik evine oğullarını gönderip çocuklara ders verdirme fikrinin aklına hiç gelmemiş olmasını istiyor: Geçmişe dönebilse, her şeyi değiştirirdi. Mary bu kadının kendi evinde olmasından, odalara sessizce girip çıkmasından, insana, insanın ta içine ya da suya, havaya bakar gibi delip geçerek bakmasından, çocuğa şarkılar ve ninniler mırıldanıp durmasından nefret ediyor. John'un Londra'da da iş yapma fikrini oğlunun hiç duymamış olmasını istiyor. Şehri, o kalabalıkları, hastalıkları düşündükçe nefesi kesilecek gibi oluyor.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Hamnet aynı görüneceklerinden emin. Kimin kim olduğu anlaşılmayacak. Ölümü kandırmak, Judith'in yerine onu almasını sağlamak çok kolay olacak. Judith yanında kıpırdanarak oturmaya çalışıyor. "Olmaz," diyor bir kez daha. "Hamnet, olmaz." Hamnet, Judith'in, niyetini hemen anladığını biliyor. Her zaman anlar. Başını çevirip nefesini Judith'in kulak kıvrımlarına doğru bırakıyor; gücünü, sağlığını, her şeyini, bu nefesle ona veriyor. Sen kalıyorsun, diye fısıldıyor, ben gidiyorum. Bu sözcükleri kardeşine iletiyor: Hayatımı sana vermek istiyorum. Al, senin olsun. Sana veriyorum. Birlikte yaşamaları mümkün değil: Bunu Hamnet da görüyor, Judith de. İkisine de yetecek kadar hayat, hava, kan yok. Belki de hep böyleydi. Birinden biri yaşayacaksa, bu Judith olmalı. Hamnet öyle istiyor. Yorganı iki eliyle sımsıkı tutuyor. Hamnet öyle buyuruyor. Öyle olacak.
Sayfa 161·Kitabı okudu