Agnes’la Mary’nin arasındaki bütün ayrılıklar –ki bu kadar iç içe yaşarken, yapılacak bir sürü iş, bir sürü çocuk, bir sürü boğaz varken, ikisi de yemekleri pişirmek ve giysileri yıkayıp onarmak, erkeklere göz kulak olup onları pohpohlamak, yatıştırıp yol göstermek zorundayken, tabii ki aralarında çok fazla görüş ayrılığı oluyor– bir işbölümünün içinde kaybolup gidiyor. Normalde iğneli sözlerle dırdır edip birbirlerini sinir edebilirler; fazla tuzlu, taneli ya da baharatlı olduğu için diğerinin pişirdiği bir yemeği götürüp domuzlara verebilirler; birbirlerinin örgüsüne, dikişine, nakışına dudak bükerek bakabilirler. Ama böyle zamanlarda da, bir kişinin iki eli gibi iş görebilirler.
İşte. Agnes bir tencereye su doldurup karışımı içine serpiştiriyor. Mary körüğü kontrol ediyor, Hamnet’tan odunları alıyor, Susanna’ya öbür evdeki sandıktan çarşafları getirmesini söylüyor. Ardından mumları yakıyor ve alevler parlayarak uzuyor, odanın karanlık köşelerine kavisli ışıklar vuruyor. Agnes tencereyi Mary’ye veriyor, o da suyu ısıtmak için ateşin üstüne tutuyor. Sonra konuşmaya bile gerek kalmadan merdivenden birlikte çıkarlarken, Agnes kayınvalidesinin Judith’i güler yüzle selamlayacağından, duygularını ona belli etmeden cesaret verici şeyler söyleyeceğinden adı gibi emin. Kızıyla birlikte ilgilenecek, döşeği aşağı indirecek, ilacını verecekler. Bu işi birlikte halledecekler.