Gelin sağına soluna bakmadan, dümdüz yürüyor. Eliza, Eliza’nın kucağında taşıdığı Edmond, Mary, gelinin birkaç arkadaşı ve fırıncının karısı da yanında. Joan ve üç kızı yan tarafta, biraz uzaklarında. Joan en küçük oğlunu elinden tutmuş çekiştiriyor. Üç kız aynı hizada, dip dibe, kol kola, kendi aralarında gülüşüp fısıldaşarak yürüyor. Eliza onlara defalarca göz ucuyla baktıktan sonra başını çeviriyor.
Agnes bunu, Eliza’nın hüznünün onu bir sis gibi sardığını görüyor. Agnes her şeyi görüyor. Çalı çitlerdeki, uçları kahverengine dönmeye başlamış kuşburnularını; erişilemeyecek kadar yüksekteki, toplanmamış böğürtlenleri; yol kenarındaki bir meşenin dalları arasında gidip gelen bir ardıçkuşunu; en küçük oğlunu sırtında taşıyan üvey annesinin ağzından bembeyaz çıkan nefeslerini, eşarbının altından çıkan ve garip bir şekilde renksiz görünen tutam tutam saçı, kalçasının geniş salınımını. Agnes, Caterina’nın düz ve geniş kemikli burnunu, Joanie’nin düşük saç çizgisini, Margaret’in kalın boynuyla uzun kulakmemelerini annelerinden aldıklarını görüyor. Caterina’nın kendini mutlu edebilme becerisine ya da yeteneğine sahip olduğunu, Margaret’in onun kadar olmasa da bu konuda yine yetenekli olduğunu, Joanie’de bu yeteneğin hiç olmadığını görüyor. Bu kez Caterina’nın elini tutarak yürümeye başlamış olan en küçük oğlanda babasını görüyor: onun sarı saçlarını, kare denebilecek yüz şeklini, dudak kenarlarının yukarı kıvrıklığını. Bacak kasları altta hareket ettikçe, çoraplarına bağlı kurdelelerin bir gerilip bir gevşediğini hissediyor. Tacındaki dallarla çiçeklerin ve otların hareket ederek başına battığını, saplarıyla yapraklarındaki suyun hafif hafif dışarı sızdığını hissediyor. Kendi içinde de bitkilerle eşzamanlı, uyumlu bir hareket, bir akım, dalga ya da gelgit olduğunu, kanın