Firuze Akbaş

Firuze Akbaş
@Firuzecicegi
Rabbi sevip tanımaya çok geç, 47 yaşında başladım. Rabbime “Rabbim! Sana karşı borcum çok, Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Merhametine sığınıyorum. Lakin senin karşına da borçlu bir kul olarak gelmek istemiyorum. Bana bu bin yıllık namaz sevabını öğret ki borçlarımın çoğu silinsin.” diye sorduğumda, o güne kadar zikirde tıfl mânâdayken sorduğum her sorunun cevabını alırken, bunun cevabı verilmedi. Bu sorunun cevabı 10 yıl sonra bana ayet olarak verildi: “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”(127) Yani bir bakıma “Rabbinin sana verdiklerini düşünsene!” dedi Rabbim. Defalarca Kur’an okudum, okuduklarımı tefekkür de ettim.Ama Kur’an’ın içindeki bu ayetin varlığı o ana kadar bana idrak ettirilmemişti. Demek ki o bilince ermem, o bilgi düzeyine, manevî ilim düzeyinde derece almam lazımmış. O idrak verildikten sonra her şey kolaylaştı. En büyük tefekkürün Allah’ın bize verdiği nimetlere hamd edebilmek olduğunu öğrendim. Önce idrak edeceğiz, idrakimizden sonra O’na hamdımızı göstereceğiz. İşte bu, sizi devrin manevî pehlivanı yapar. Defalarca Kur'an okuduk, defalarca hatim ettik ama aklımızla idrak edemedik.Allah’ı zikretmek, Kur’an’ı okumak, sünnetlere sarılmak, sizde idraki geliştirir. İdrak nedir? Herkesin bildiğinden farklı bir boyutta görebilmek, anlayabilmektir.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1- Hakikat makamından önce, Tıf-l Mana (Manalar Çocuğunun) hayvani nefsini öldürmek içinmiş.(Öldürüleceğini bil- dirmek.) Nurani Hilafetimi Allah’ımın izni ve lütfu ile giydim. Doğrusunu Allah bilir. 2- Bugün 3 Ekim 2008 Cuma. Allah bir şeyi kuluna öğretmeyi Murat etti mi bir şekilde bir şeyi vesile ederek mutlaka öğretir. Şimdi yazacaklarımı herhalde yazmamıştım. Yazdıysam bile hatırlamıyorum. Bir gece deprem gördüm diye yazmıştım. Onu açalım. 4- 5 ay önce idi. Rüyamda uyuyor iken çok büyük deprem oldu. Çizgi filmdeki gibi gözlerim korkudan birer karış dışarı fırladı. Tabii bu rüya teşbih idi. Ardından sırtımda beyaz atlet ile tam gaz evden kaçtım. Evin yakınlarından (Kiraya çıkacağım evin) evin yakınlarından herhalde denize bakıyorum korkunç derecede tsunami oldu. Daha da dehşete düştüm. Şöyle gösterildi Kangoo tipinde arabayı nohut tanesi olarak düşünün, nohut tanesine bir dolu bardak suyu hızla at ne olur? Nohut suyun şiddetinden metrelerce öteye gider. İşte Tsunami de bir arabayı metrelerce öteye atabilecek dehşette idi. Bu rüyayı arkadaşlara anlattım, üstünde de fazla durmadım. Hakikat makamında da hayvani nefsin öldürülüp yerine daha kolay nefis verildiğini yani insani bir nefis verildiğini, bilmiyordum ki… Bu rüyadan 2- 2,5 ay sonra evde yatsı namazını eda ederken son sünnette depremin olmaması için ağlayarak niyaz makamı başlatıldı. Ama ne niyaz!
Sayfa 148·Kitabı okudu
Zikre başlayınca ve zikirde yol alınca hiç kimsenin okuyamadığı okumaya nasip olmadığı bir şekilde hiç ışıksız ve ümmi iken okumaya başladı ve halen devam ediyor. Allah’ımız sevdiklerine neler- neler bahşediyor. O zaten Zülcelâl-i Vel İkram değil mi? Şüphesiz O aynı zamanda Gani’dir ve Rauf’tur. Arapça yazı belli oldu. Benim Hakikat Makamımdaki sırrın sırrı olan ayetimdi. Daha önce Marifet makamında verilen ise Merhamet makamı idi. İki hilafetin ardından iki kere ayet verildi. Sırrı sonra bildirilir veya öğretilir veya buldurulur. İnşallah. Bundan sonrasında iki rekât Hamd namazı gerekir. Bunlar meczupla görüşmeler sonunda oldu. Her şeyin doğrusunu Allah bilir. Geçmişteki Ramazan Ayından 4,5-5 ay öncelerinden büyük bir deprem gösterilmişti. Şimdi anlaşıldı ki bu iki iş içinmiş.
Sayfa 148·Kitabı okudu
Selçuklu camileri kare şeklindeydi. Hadis-i Şerif’te “İnsanlar ezan okumanın ve namazda ilk safta bulunmanın sevabını bilselerdi, sonra bunları yapabilmek için kura çekmek zorunda kalsalardı, mutlaka kura çekerlerdi.”(124) denildiği için öndeki insanlar daha fazla sevaptan faydalansınlar diye o dönemin camileri bu biçimde yapılmıştır. Osmanlı’ya gelince onlar da ataları gibi camilerde kare sistemine geçti. “Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir.”(125) ayeti gereğince, onlarda camileri kare yaptı.Aslına bakılırsa ikisi de doğrudur. İşte tarikatla marifet arasındaki ve marifetle hakikat arasında nüans da böyledir. Ben, Allah’ı beni yaratan olduğu, bana merhamet ettiği, beni kötülüklerden alıkoyduğu, cehennem ateşinden koruduğu için seviyorum. Kur’an’da “Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (nimetleri) yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”(126) deniyor. Buradan şunu anlıyoruz tüccarın düşüncesinde binyıllık nafile ibadeti sevabı var ise, aşığın düşüncesindeki Allah’ın sevabı, nimeti ve lütfu denizler mürekkep, ormanlar kalem olsa da bitmez.
Sayfa 76·Kitabı okudu