Hz. Musa, Muhammed ümmetine verilenlere, Fatiha Süresine hayran kaldı ve: “Ya Rab! Hiç olmazsa beni de o ümmetten et!” dedi. Allahu Teâla: “Ya Musa! Seni yücelttim, peygamber kıldım, seninle söyleştim, sana verdiklerime rıza göster ve şükredenlerden ol! Sana Tevrat’ı yazdım, bütün öğütleri açıkladım. Kavmine söyle salihlerden olsunlar. Kavmin benim yardımlarımla doğru yolu bulmuştur.” buyurdu. Bir
peygamber düşünün. Allah’ın huzurunda peygamberliğinden feragat edip ümmetine Fâtiha Suresi’ni istiyor, bu ve benzeri nimetlerin Hz. Muhammed’in ümmetine verildiğini öğrenince sonrasında Hz. Muhammed’in ümmeti olmak istiyor. İşte Fâtiha Suresi bu kadar önemlidir. Bu kadar önemli olan Fatiha Süresinin özünü sahtekârlar göz ardı ediyor. “Allah’tan değil, benden isteyin, sizi cennete ben götürürüm.” diyorlar. Fatiha’nın önemini uzun uzun anlatmama gerek yok, bitiremem ki. İlk üç ayetinde
Rabbimiz “Ben varım” diyor. Ben din gününün hesap sorucusuyum, merhametlilerin en merhametlisiyim, diyor. Fatihanın son üç ayetinde ise Resûlullah(s.a.v.) ümmeti için, bizler için, daha önce lütfedip eriştirdiğin o şerefli insanların yoluna bizi eriştir, diyor. Sapıkların, nasipsizlerin yoluna değil, diyor. Burada hükümranlık yapıyor, en şereflilerin hükümranlığını istiyor.
Şanlı Resûlullah(s.a.v.)’ımız asla kötülük istemez.
Kaynak: Muharrem Karabay- Aşk-ı Üveysi 2 – 69,70. Sayfalar