Bir sahafçıda denk gelip aldığım kitap. Aslında kitabın ismi ile ilgili bir hatıram olduğu için sadece ismine bakarak aldım."Beyaz Güvercin"
Kenar mahalle insanlarının, sabahın ağıran vaktinde kalkıp işe gitmek zorunda olanların, geçim derdinden hayatın tadına varamayanların, sıradan/sade/mücadele dolu hayatları... Kitabı okurken Belçika'da yaşayan arkadaşımın dün akşam telefonda anlattığı oradaki hayat şartları ile bu kitaptaki hayat şartlarını kıyaslayıp durdum kitap boyunca. Ve hangi yaşam hangi kıyasla bir diğerinden daha üstün olabilir'i sorguladım..
Sabahın erken saatinde kalkıp bir makine gibi işe giden,köşedeki pastahaneden midesini yakan iki poğaça alan, kendi üzerine düşünmeye pek de vakti olmayan fakat hayat gailesinde dertten/kederden en çok payı alan vasıfsız sigortalı bir işçi gibiydi kısacası bu kitap.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonra gökyüzüne baktı. O hep dimdik görünümlü gökyüzünde kendini çeken bir şey vardı. Ne zaman başını kaldırıp baksa uçsuz bucaksız maviliklere yitip gidiyordu gözleri. Niye yürünemiyordu sanki oralarda?..Niye bulutlar tutulup okşanamıyordu sanki, niye yatılamıyordu aklıklarında?..
Uçan balonları görünce;
Kahvehanenin çardağı altında güneşlenen emekliler nasıl bir değişik olaya kucak açıyorlarsa, bunu da yüreklerine konuk ettiler hemen.
Dünyanın en acıklı olayını bile anlatsa güldürürdü insanı. Hayatta hiçbir şeye metelik vermez, kendi yalın yaşamı içinde üzüntüye, acıya bağışıklığı varmışçasına yaşardı.
Geçip gidiyor sonra zaman. Kalkıp pencereden dışarıya bakıyorum. Karanlık çözülüp, dağılmaya başlıyor. Evlerin çatıları ardında hiç acele etmeden ağarıyor gün, Karşı apartmanın pencerelerinden birinde ışık yanıyor birden. Ardından bir pencerede daha... Bir daha... Noktalanıyor uykular. Yeni bir güne hazırlanıyor uyananlar. Karanlığı ağır ağır silinen sokaklar da...