Aşk denince aklınıza neler geliyor? Ne kadar güzel olduğu; ayaklarınızın yerden kesilişi, yaşanan onca büyülü anılar ve tabii bu anları yaşayalı biraz vakit geçmiş ise ayaklarınızı yerden kestiği gibi nasıl dibe vurdurabileceği. Orhan Pamuk aşkın tüm evrelerini- aşık olma, bağlanma ve aşkın ölmesi- Ana karakterimiz Kemal'in ağzından bu kitapta anlatıyor. İddialar bu yönde ama bana kalırsa Kemal'in hisleri başlangıçta aşk idiyse bile ilerleyen zamanlarda Sibel ile ayrılıklarından dolayı ona yaşattığı zorluklar, Sibel ile olan ilişkisinin ibretlik bir hikayeymişcesine bekar genç kızlara anlatılarak namus üzerinden nutuk atılması, ki sadece bu durum Kemal'in Sibel'e hissettirdiği duyguları bize anlatıyor, Sibel'in Kemal için aylarca verdiği çabadan sonra onu yüzüstü bırakmasından dolayı kendi arkadaş çevresinden destek görmeyi beklediği noktada dışlanmaya başlaması, babasının vefatı ve tabii babasının vefatından sonra Satsat'ın kendine kalması fakat abisinin hırsla ona bir noktada ihanet etmesi ve çalışanlarını çalması gibi durumlar Kemal'in biricik aşkı olan Füsun'u Kemal'in biricik takıntısı, onun tek kaçış noktası haline getirdi gittikçe.
Kitapta Kemal'in eşya toplamaya olan ilgisi koleksiyonerlik olarak yansıtılıyor ama bu sadece takıntısının kendini gösterme şekillerinden biri çünkü bir noktada onları toplamayla kalmıyor, ileriye gidip o eşyalara Füsun'un dokunduğu anları düşünerek acizlikle onları yalıyor yada onlarla uyuyor. Kemal ve Füsun'un aşkı yıllar sonrasında ancak yeşerebilecek fırsatını buluyor fakat çokta uzun sürmüyor, aşkları yaşayamadan ölme evresine geçiyor. Trajik bir şekilde biten aşktan sonra Kemal!in aşkına olan takıntısı daha da büyük bir hale geliyor ve artık sadece sevdiğinin dokunduğu eşyaları değil dokunmuş olma ihtimali olanları da toplamaya
"Bazan da başka bir yerde daha iyi bir hayat olduğu duygusuna öyle bir güçle kapılırdım ki, acı çekmemek için başka bir şey düşünmeye, bahaneler bulmaya çalışırdım."
"Füsun'dan uzaksam, dünya, tıpkı parçaları karmakarışık olmuş bir bilmece gibi beni huzursuz ederdi. Füsun'u görünce, bilmecenin, her şeyin bir anda yerli yerine oturduğunu hisseder, dünyanın anlamlı ve güzel bir yer olduğunu hatırlayarak rahatlardım."