Şimdi meseleyi bir de kapitalist açısından görelim: şurası bir gerçektir ki, kapitalist mümkün olduğu kadar az para karşılığında mümkün olduğu kadar çok emek (iş) elde etmek ister. Bundan ötürü, pratik olarak onu sadece iş-gücünün fiyatı ile bunun faaliyetinin yarattığı değer arasındaki fark ilgilendirir. Şurası da var ki, kapitalist bütün malları mümkün olduğu kadar ucuza almaya çalışır, ve elde ettiği karını şu basit aldatma ile sağlar: o, aldığını değerinden daha düşük fiyatla alır ve sattığını değerinden daha yüksek fiyatla satar. Bunun için de, kapitalistimiz, işin (emeğin) değeri diye bir şey gerçekten varsa, ve o bu değerin karşılığını gerçekten ödüyorsa, sermaye diye bir şeyin mevcut olamayacağını, parasını sermayeye dönüştüremeyeceğini asla göremez ve tasavvur edemez.
Emek, piyasada mal olarak satılabilmek için, her halde, satılmadan önce, mevcut olmak zorundadır. Şurası var ki, işçi emeğini bağımsız, nesnel bir varlık haline getirebilseydi, onun satacağı şey, emek değil, mal olurdu.*
*“Emek bir maldır denirse, bu, bir mal olsa bile, ilk önce değişim amacıyla üretilen ve sonra o sırada piyasada bulunan diğer mallarla uygun oranlarda değiştirilmek üzere piyasaya getirilen bir mala benzemez; emek, piyasaya getirildiği anda, yaratılmış olur; daha doğrusu, o, daha yaratılmadan, piyasaya getirilir.”