Flâneuse

Flâneuse
@Flns
L’enfer c’est les autres...
Şimdi meseleyi bir de kapitalist açısından görelim: şurası bir gerçektir ki, kapitalist mümkün olduğu kadar az para karşılığında mümkün olduğu kadar çok emek (iş) elde etmek ister. Bundan ötürü, pratik olarak onu sadece iş-gücünün fiyatı ile bunun faaliyetinin yarattığı değer arasındaki fark ilgilendirir. Şurası da var ki, kapitalist bütün malları mümkün olduğu kadar ucuza almaya çalışır, ve elde ettiği karını şu basit aldatma ile sağlar: o, aldığını değerinden daha düşük fiyatla alır ve sattığını değerinden daha yüksek fiyatla satar. Bunun için de, kapitalistimiz, işin (emeğin) değeri diye bir şey gerçekten varsa, ve o bu değerin karşılığını gerçekten ödüyorsa, sermaye diye bir şeyin mevcut olamayacağını, parasını sermayeye dönüştüremeyeceğini asla göremez ve tasavvur edemez.
Sayfa 62
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Emek, piyasada mal olarak satılabilmek için, her halde, satılmadan önce, mevcut olmak zorundadır. Şurası var ki, işçi emeğini bağımsız, nesnel bir varlık haline getirebilseydi, onun satacağı şey, emek değil, mal olurdu.* *“Emek bir maldır denirse, bu, bir mal olsa bile, ilk önce değişim amacıyla üretilen ve sonra o sırada piyasada bulunan diğer mallarla uygun oranlarda değiştirilmek üzere piyasaya getirilen bir mala benzemez; emek, piyasaya getirildiği anda, yaratılmış olur; daha doğrusu, o, daha yaratılmadan, piyasaya getirilir.”
Sayfa 54
Felsefe
Demek oluyor ki, sermaye, A. Smith’in dediği gibi, emek üzerinde sadece kumanda gücü demek, değildir. O, esas itibariyle, karşılığı ödenmemiş emek üzerindeki kumanda gücüdür. Her artık-değer, sonradan bu, kar, faiz, rant vs. gibi hangi özel kılığa bürünürse bürünsün, özü, aslı itibariyle, karşılığı ödenmemiş emeğin maddeleşmiş şeklidir. Sermayenin kendi kendini değerlendirmesinin, değerine değer katmasının sırrı, sonunda sermayenin başkalarının belli bir miktar karşılığı ödenmemiş emeğinin üzerindeki tasarruf yetkisi olarak kendini açığa vurur.
Sayfa 50
Felsefe
Son :(
Bu ıstırabın ölüm olmadığı fikri, gittikçe kaybetmeye başladığı bilincine dalga dalga yayıldı. Ölüm böyle acıtmazdı. Bu hayattı; o korkunç boğulma hissi hayatın verdiği bir acıydı; hayatın ona indirebileceği son darbeydi.
Sayfa 520
Felsefe
Ona göre yaşam, bir hastanın gözlerini acıtacak denli parlak ve güçlü bir ışığa benziyordu. Bilinçli anlarında etrafındaki hayat ham, parlak bir ışık olarak üzerine çöküyordu. Acıtıyordu. Dayanılmayacak kadar acı veriyordu.
Sayfa 515
Felsefe