En sonunda masanın başına geçip âşık olduğu kıza ondan af dileyen ve kendini delilikle suçlayan, tutku dolu bir mektup yazdı. Sayfalar dolusu deli dolu, taşkın kelimeyle üzüntüsünü ve çektiği acıyı kâğıda döktü. İnsanın kendi kendini suçlamasının keyif veren bir yanı vardır. Kendi kendimizi suçladığımız zaman başka birinin bizi suçlamaya hakkı kalmadığını düşünürüz. İnsanın ruhunu suçluluk duygusundan arındıran şey itiraf etme eyleminin kendisidir; günah çıkartan rahip değil.
Gençlikten gelen tensel, içgüdüsel duygular hayalgücünün oyunlarıyla, genç adamın aklını başından alan -bu yüzden de son derece tehlikeli- bir şeye dönüşüyordu. Üzerimizde en amansızca hâkimiyet kuran arzular, kaynağı konusunda kendimizi kandırdıklarımızdır. En zayıf güdülerimiz doğasını en iyi bildiklerimizdir. Başkaları üzerinde deney yaptığımızı düşünürken aslında kendi üzerimizde deney yaparız.
"Bana anlattığın hikâye, istersen adına sanatsal romantizm de, epey romantik ve romantizm yaşamanın en kötü yanı, çekip gittiğinde seni romantizmden yoksun bırakmasıdır."
"Öyle deme Harry. Hayatımın sonuna kadar Dorian Gray'in kişiliğinin etkisinde olacağım. Sen benim hissettiklerimi hissedemezsin. Bunun için çok hercaisin."
"Ah, sevgili Basil, işte tam bu yüzden bunu hissedebiliyorum. Sadık olanlar aşkın yalnızca sıradan yönlerini bilir, aşkın trajedilerini bilenler ise sadakatsizlerdir."