Frankenstein

Frankenstein
@Frankens
Genellikle bu prenslikler, sivil düzenden mutlakiyetçi düzene geçme aşamasına girdiklerinde, tehlikeyle karşı karşıya kalırlar. Çünkü bu prensler, ya doğrudan kendileri ya da yöneticiler aracılığıyla hüküm sürerler; bu son durumda, konumları daha zayıf ve daha risklidir çünkü yöneticiliğe atanmış yurttaşların iradesine bağlıdırlar tümüyle: Bu yöneticiler, özellikle zor günlerde, ya onu yüzüstü bırakarak ya da ona karşı çıkarak devleti kolayca elinden alabilirler. Ve prensin, tehlikeli dönemlerde, mutlak egemenliği eline alacak zamanı olmaz; çünkü yöneticilerden buyruk almaya alışmış olan yurttaşlar ve uyruklar, bu zor koşullarda onun buyruklarına uymaya eğilimli olmazlar. Ve istikrarsız dönemlerde, prens hep güvenebileceği adam sıkıntısı çeker; çünkü böyle bir prens, yurttaşların devlete gereksinme duydukları sakin dönemlerde gördüklerini temel alamaz; çünkü o dönemde herkes koşturur, herkes vaatlerde bulunur ve herkes, ölüm uzakta iken, onun için canını vermek ister; ama devletin yurttaşlara gereksinme duyduğu zor zamanlarda, o zaman çok az yurttaş bulunur. Üstelik, bu deneyim son derece tehlikelidir. Çünkü ancak bir kez denenebilir. Bu yüzden bilge bir prens, yurttaşlarının her zaman her koşulda devlete ve kendisine gereksinme duymalarını sağlayacak bir yol düşünmelidir; o zaman bağlı kalacaklardır ona.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir prens dürüstlükle ve başkalarına haksızlık etmeden soyluların arzusunu yerine getirmek olanaksızdır.
Her şeyden önce bir prens uyruklarıyla öyle yaşamalıdır ki, iyi ya da kötü hiçbir olay, hareket tarzını değiştirmesini gerektirmesi; çünkü zor günlerde zorunluluklar baş gösterdiğinde, kötülüğe vaktin olmaz; yaptığın iyilik de işine yaramaz, çünkü zorunlu olarak yaptığın hükmüne varılır ve hiç teşekkür edenin olmaz.
O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, Umut baharaydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o günler, tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki kimileri iyi ve kötü şeylerin üstünlük derecelerini karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyorlardı.