Halbuki iyi düşünülürse kuru bir ağacın gövdesi içinde değildim. Benden daha mutsuz olanlar da vardı. Zaten annem de böyle düşünürdü. Sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı.
Kitap, evcil bir kızak köpeği Buck 'ın insanların kişisel çıkar ve menfaatleri uğruna vahşi doğada ölüm ile yaşam arasında ki savaşını anlatıyor. Kitabı bitirdikten sonra uzun uzun düşünmenizi sağlayacak, sevginin gücünü bir kez daha anlayacak ve yazarın söylemiyle, en soylu av hayvanı olan biz insanoğlunun yitirdiği duyguları tekrardan hatırlamamızı sağlayacak bir eser. Dediğim gibi Buck bir kızak köpeği. Yeehatların efsanelerine konu olduğu gibi iri görkemli bir kürkü olan, diğer tüm kurtlara benzeyen ama hiçbir kurda benzemeyen bir kurt. İnsanların altın arayışında oldukları ve bu yüzden de türlü türlü cinsten köpekleri bu amaç doğrultusunda kullanıp, zalimce çalıştırıp, işe yaramayacak kadar güçsüz kaldıklarında ise, işlerine kendilerine yakışır şekilde son verdikleri bir dönem anlatılıyor. Kahramanımız Buck ise içgüdülerine teslim olup, ya efendi olacak ya da birileri onun efendisi, acımak, merhamet etmek zayıflıktır, ya öldürürsün ya da seni öldürürler yasasına uymak zorunda kalmıştır. Bu yasa, zamanın derinliklerinden gelen bir yasadır. İçgüdülerine karşı koymakta zorlanan Buck, Thornton adında bir insanın ona gösterdiği sevgi ve şefkat neticesinde ormanın derinliklerinden gelen çağrıyı, asıl benliğini reddetmeyi göze alarak sevginin gücünü tekrardan en derinlerimizde hissetmemize vesile oluyor. Jack London'ın olağanüstü betimlemeleri sizi kitaptan bir an bile koparmıyor ve bir evcil kızak köpeği ile olabildiğince empati kurmanızı sağlıyor. Her okurun kesinlikle okuması gereken ancak okuduktan sonra da üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir eser.
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,1bin okunma