Orhan pamukla tanışma kitabım oldu. Nobel ödüllü bir yazarımız olması beni kitaplarına artık başlamam gerektiğini hissettirdi. Ve bu kitabıyla başladım.
Kahramanımız Mevlüt’ün 1969 yılında Konya/Beyşehir’den İstanbul’a gelip yaşamını burada sürdürmesiyle başlar. Kalbinde bir de sevdiği kadın vardır. Sevdiği kadınla bir hayat kurmak ve İstanbul’da mutlu mesut yaşamak ister ama işler hiç tahmin etmediği gibi gider. Küçük yaşta babasıyla birlikte bozacı ve yoğurtçuluk yaparak geçinmeye çalışır. Yaşı büyüdükçe ve şartlar değiştikçe buradan gelen parayla geçinemezler ve ekstra iş aramaya başlar. Bir bakmışsınız pilavcı olmuş bir bakmışsınız otopark görevlisi bunun gibi çeşit çeşit birçok işte çalışmıştır. Ama en mutlu olacağı işte sokaklarda yürürken kendisiyle sadece bu işi yaparken konuşabilen sokakları anlayabilen ve çok mutlu olabilen bozacılık işiyle ömrünün sonuna kadar yapacaktır.
Çok güzel bir aşk hikayesinin yanında eski İstanbul’u o kadar güzel tasvir etmiş ki yazarımız o zamanlarda doğmamış bile olmasanız yaşamamış dahi olsanız bu kitapla yaşamış olacaksınız. Kitabın merkezi Mevlüt olmakla birlikte onun ailesini tek tek tanışıyorsunuz ,arkadaşlarıyla kahveye gidiyorsunuz, çocuklarıyla oyun oynuyorsunuz. Sanki tiyatro izlemiş gibiyim gerçekten.Eski İstanbul’un tanımakla birlikte ülkemizin o zamanki ortamını çok iyi kavrayabiliyorsunuz. Tahmin etmediğiniz olaylarla karşılaşıyorsunuz. Sinirlendiğiniz anlar da oluyor, güldüğünüz anlarda. Ama en çok eski zamanda yaşamayıp şu zamanda yaşadığınıza şükür ediyorsunuz.
Mevlüt’ün kalbinin NİYETİYLE mutlu olacağını düşünürken
Dilin NİYETİYLE çok daha mutlu olduğunu öğreniyor ve şaşırıyorsunuz.