Yaşadıklarımızı, dikkatle değil de, hayatımızla katıldığımız bir romandaki olaylar ya da bölümler olarak görsek. Ancak bu tavır sayesinde kötü günlerin, hayatın cilvelerinin üstesinden gelebiliriz.
Sanat hissettiklerimizi başkalarına hissettirmek, kişiliğimizi özgürleşmek için özgün bir yol gibi sunarak onları kendilerinden kurtarmak üzerine kuruludur. Hissettiğim şeyin, onu hissetmemi sağlayan özünün bir başkasına iletilebilmek gibi bir özelliği kesinlikle yoktur; ve bunu ne kadar derinden hissedersem iletilmesi de o kadar imkansızlaşır.
Bendeki duygular ne kadar samimi olursa olsun, hep yüzeyde yaşar. Aktörlükle geçti ömrüm, üstelik birinci sınıf bir oyun çıkardım. Ne zaman sevdiysem başka türlü göründüm, kendime bile.
"Yüz" kimlikle bağlantılıdır; bundan ötürü, birinin "yüz"üne yönelik tehditler, onun kimliğine yönelik sayılır. Türkçede sık kullanılan "ne yüzle", "yüzü kızarmak", "yüzü olmamak", "yüzsüz", "yüzü yok", gibi deyişler utancın kimliğin bu görsel boyutuyla ilişkili görünümlerine işaret eder. Utancın yüzle olan bu ilişkisi onun toplumsal görünümümüzle olan bağını göstermektedir.
"Davranışları değiştirmek, bilginni yaşantısal hâle gelmesinde kritik noktadır. Entelektüel bilginin gücü ile yaşanıya dair bilginin gücü aynı değildir. Davranış değiştirme konusunda doğru yolda olup olmadığınızı, hedeflerinizle aranızdaki measfe belirler. Sizi hedeflerinize yaklaştıran davranışları yapıyorsanız doğru yoldasınız demektir."