Yûsuf güçlüydü bu yüzden. Bir mazlum ahının gök kubbeyi sarsacağı bilgisiyle. Devranın gün gelip de döneceğinin haberiyle. Ne ki var zerre kadar şer ne ki var zerre kadar hayr, bir gün şaşmaz bir terazide tartılacağının emniyetiyle.
Sustu Yûsuf.
Sustu.
Teslimdi. Mazlumdu.
Teslimiyetiyle vardı. Susmasıyla haykırdı. Tahammülüyle baş kaldırdı.
Değil mi ki, isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkânsızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar, ''yapma'' ile değil ''yaklaşma'' emri ile başlar...
Üstelik, yaklaşırsam eğer, yapmamayı da artık dua edemem.
Söylenecek çok şey varken bile sus.
Susmak boyun eğmek değil, tam aksine olgunlaşmanın adımıdır. Ve daima anımsa:
Sen sustuğunda melekler konuşmaya başlar.