Makine, insan aklının bir tulpasıdır, kendisine çalışacağına güvenerek onu yarattı ama o kaptırmış gidiyor ve bizleri uçuruma sürüklüyor, oysa biz ona çeşmeden bize su getirmesini buyurmuştuk. Nasıl kurtulacağız? Tek çözüm bu tulpanın dağılması, o da olanaksız; boş yere geçmişe duyulan romantik bir özlem. Tek bir çözüm var: ruhumuzu büyütüp güçlendirelim ki bu irileşmiş ve tehlikeli köleye istemini dayatabilsin. O irileşirken efendileri olan bizler pinti, geçimsiz ve dar gönüllü insancıklar olarak kaldık. İnsanın ruhu kurtulmayı istiyorsa bütün güçlerini seferber etmeli ve özdeğin içinde uyumakta olan canavarları eğitip uyandırmalıdır. Bugün tam olarak dönüm noktasında bulunuyoruz: Tulpa efendisini uçuruma çekiyor, o ise bir kayaya tutunmuş haykırıyor. 
Bilim ilerledikçe insanın etik açıdan yoksulluğu daha da geriye gidip ilkel bir hayvanlığa ulaşıyor. Kuramsal düşünce çöktü ve uygulamalı bir yıkım organı ya da amaçsız ve alıkça bir el çabukluğu oyunu durumuna düştü. Bu yüzden günümüzün en seçkin ruhlarının artık ne solmuş eski ahlaklara, ne tiranların yüksek sesle duyurduğu özgürlüğe, ne de koca ağızlı idealist kuramlara güveni kaldı; bütün bunların etik olmayan materyalist açgözlülüklere kolaylık sağlayan maskeler olduğunu gördüler.