Vedat Türkali ile tanışma kitabım.
Sadece “Vedat Türkali ile tanışma” demek yanlış değil ama eksik kalır.
Menderes ve CHP çekişmeleri, işçi hareketlerinin Türkiye’de başlaması ve Türkiye’nin 1950–1960 yıllarına bambaşka bir yönden tanışma kitabım desem daha doğru olur.
Kitaba yalnızca “aşk ve ideoloji romanı” demek de büyük haksızlık olur.
Bu ülkede erkek olmanın ağırlığı, ayrıcalığı; bireyin kendisine bile itiraf edemediği bencillikleriyle yüzleşmeleri; yüzleşirken bile kendini yüceltmeleri; tüm yapılan hataları türlü kılıflara uydurmaları, mazur göstermeleri…
Kadın olmanın yükü, aile olmayı tek başına sırtlamak…
Roman; tarihsel, toplumsal, duygusal ve kişisel olanı iç içe geçirirken keyifli, duygusal bir okuma sunmuyor. Bilakis okuyucuyu rahatsız ediyor, kışkırtıyor adeta.
Kenan …
Türkali, herkesin seveceği “ortalama okura” hitap etmiyor. Çünkü okura sevdireceği, “aydın ve derin erkek karakter” yaratma kolaycılığına düşmemiş. Aksine derin düşündükçe ne kadar sığ olduğunu anladığımız; çok düşünen ama hiç harekete geçmeyen; edilgen, bencil ve konfor bağımlısı bir adamı görüyoruz karşımızda. Kenan, görünüşte düşünen, sorgulayan, vicdan sahibi bir adamdır; ama tüm bu farkındalığı, eyleme geçmeyen bir bilinçten ibarettir. Hayatına, karısına, çocuğuna, kurduğu aileye ve kendi ideallerine karşı sorumluluğu hiç sahiplenmez. Ama karşıda gördüğü onun için çok caziptir. Derindir ama içi boştur; düşünür ama yapmaz; sever ama sadık kalmaz; ideolojisi vardır ama hayatına uygulanmaz.
Günsel…
Romanda Günsel karakteri de bize sevdirilmeye çalışılmamış, yüceltilmemiştir.
Kızımız devrimcidir ama devletten maaş alacağı işe girmekte bir beis görmez.
Kızımız devrimcidir, herkesin hakkını korur ama evli ve çocuklu bir adamla birlikte olmakta bir sakınca görmez.
Kızımız devrimcidir,