"Aşağıdaki metafor size benliğin tüm düşünce, duygu, anılar ve duyumlarımız için bir bağlam ve kendini sergileyebilme alanı olduğunu, belleğin bunların hepsini kapsadığını ama onlardan ayrı bir yapı olduğunu anlamanıza yardımcı olacak.
Bir tarlanın ortasında, sıcak bir yaz gecesinde sırtüstü yattığınızı hayal edin. Karanlık bir gece, gökyüzüne bakıyorsunuz ve gökyüzünün genişliğinde sayısız yıldız görüyorsunuz. Şimdi kendinizi gökyüzü olarak hayal edin. Yukarıdan aşağıya baktığınızda sürekli değişen hava durumunu fark edin. Hava değişse bile -örneğin kara bulutlar gelip geçerken- gökyüzünün değişmediğini fark edin. Biz insanların gökyüzüne benzeyen bir parçası var. O da gözlemleyen benliğimiz ya da bir diğer adı ile bağlamsal benliğimiz. Bulutlar ve hava durumu sürekli değişen duygu ve düşüncelerimiz gibidir. Düşüncelerimiz ve hislerimiz bazen bir fırtına gibi karanlık ve korkutucu, bazen de güneşli bir bahar günü gibi hafif ve sıcaktır. Hava durumu hakkında kesin olan bir şey varsa, o da tıpkı düşünce ve hislerimiz gibi mutlaka değişeceğidir. Tıpkı gökyüzünün hiçbir hava koşullarından etkilenmediği gibi bir gün bağlamsal benliğimiz de ne kadar zor ve acı verici olursa olsun, duygu ve düşüncelerimizden etkilenmez veya zarar görmez. Bütün deneyimlerimizi içeren gökyüzü gibi bir parçamız var ama deneyimlerinizle aynı değil, onlardan daha büyük. Bazen bulutlar o kadar kalın olur ki gökyüzünü göremeyiz ama gökyüzü her zaman değişmeden kalır."