"Bedbaht adam! Benim deliliğimden sizde de mi var? Siz de mi içtiniz o sarhoş eden içkiden? Dinleyin beni: Size hikâyemi anlatınca fırlatıp atacaksınız dudaklarınıza götürdüğünüz kadehi!"
Dostluktan yoksunum Margaret. Başarı tutkusuyla yanıp tutuşurken, coşkumu paylaşacak hiç kimsem yok. Hayal kırıklığı üzerime hücum ettiğinde, hiç kimse kederimi hafifletmeyecek. Düşüncelerimi kâğıda dökeceğim gerçi; ama kâğıt, duyguları iletmek için kifayetsiz bir araç. Benimle gönüldeşlik kuracak, gözleriyle bana yanıt verecek bir insanın dostluğunu arzuluyorum. Beni romantik bulabilirsin sevgili kardeşim fakat bir dosta şiddetle ihtiyaç duyuyorum. Yakınımda planlarımı onaylayacak ya da düzeltecek, nazik fakat gözüpek, zihni hem geniş hem de iyi biçimlenmiş, zevkleri benimkine benzeyen birisi yok. Böyle bir dost zavallı kardeşinin kusurlarını nasıl da onarırdı!
—Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
—Anlamadım.
—Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!