beni sadece uyutan değil
beni hayatta tutan
berrak bir ninniydi annemin sesi
.
bir dua gibi inerdi üzerime
pamuk helvadan yumuşak nefesi
ve ben
o duanın
sıcaklığında
yumuşaklığında
mışıl mışıl uyurdum
.
ah dost…!
yurt dediğin
biraz anne kokusu
biraz anne kucağı
biraz da anne duasıdır
babam
dağlara benzeyen bir adamdı
konuşmazdı fazla
ama suskunluğu
dağ kadar ağırdı
.
-ah dost…!
insan bazen
bir dağın yalnızlığıdır-
Bir gün bütün canlılar toplansa bir ovada,
Kurt, serçe, karınca, balina, ceylan, aslan.
Ve deseler ki:
“Hesap vakti geldi, yargılanacak bir tür var bugün.”
Kimse birbirinin adını vermezdi.
.
(Çünkü aslan açlıktan öldürür,
Kaplan karnı doyunca avını bırakır,
Arı korkudan sokar,
Karınca yuvasını korur.)
Ama bir tür var ki;
Tokken de öldürür,
Korkmazken de vurur,
İhtiyacından fazlasını yağmalar,
Geleceği bugünden çalar,
Kendi soyunu bile açlığa mahkûm eder.
.
Suyu zehirli bir irine çevirir,
Plastikten yeni kıtalar yaratır okyanusta.
Sonra da şaşırarak bakar:
“Bu güneş neden bizi yakıyor?” diye.
.
Bir tür var ki;
Toprağın kalbini deşer,
Havayı zehirler.
Denizleri çöplüğe,
Ormanları mezarlığa döndürür.
Sonra da dönüp sorar:
“Bu iklim neden değişiyor?”
-bütün çiçekler anndm kokar-
annem
reçel ve dua karışımı
gül kokulu bir sabah
babam
heybetli bir dağın ardından doğan
sabah güneşi
.
ben
iki sevginin ortasında büyüyen
utangaç bir hikaye
annem
buğusu üstünde tüten
sabahın ilk ekmeği
sıcak ve merhametli
babam kapı eşiğinde
batmayı bekleyen akşam güneşi
yorgun ama vakur
.
ben
iki merhametin arasında
yatmayı bekleyen utangaç bir gölge
annem
sesi içimde şifalı bir ninni
babam
bakışı arkamda sessiz bir dağ
.
Hayatı bir performans raporu sanıyoruz bugünlerde;
sürekli üretmek, sürekli tüketmek, hep önde olmak.
Durup bir gökyüzüne bakacak vaktimiz yok,
bir çiçeğin açışını bekleyecek sabrımız da.
Her şeyi rakamlarla ölçüyoruz;
sadakati, emeği, hatta dökülen gözyaşlarını bile.
.
Oysa en kıymetli şeyler,
sayıların diline tercüme edilemeyenlerdir.
Bir yetimin sessizliği kaç hane eder?
Ya da bir ihtiyarın pencere kenarına sığdırdığı bekleyişi?
Her şeyin hızını biliyoruz;
internetin, trenlerin, geçen günlerin, gezegenlerin, akan nehirlerin.
Fakat kalbe düşen bir ayrılık yangınının,
bütün bir ruhu hangi hızla küle çevirdiğini tahmin edemiyoruz.
İnsanlar artık vitrinlerle tanımlıyor kendini;
Her şeyi görünür kılmaya çalışıyor.
Hangi markayı giydiğini, nerede yediğini, içtiğini.
Etiketlerin parıltısı gurur kaynağı oluyor.
Rakamlarla anlatıyor kendini;
Sanal meydanlarda sahte gölgeler büyütüyor.
Takipçi sayısıyla,
Tıklanma sayısıyla, aldığı beğeniyle övünüyor.
Bir ekranın ışığında parlayan rakamlar,
dijital kalabalıklar arasında,
insana kendi cüceliğini dev gösteriyor.