Zihin kalene sinsice girip yerleşmiş zayıf düşüncelere karşı savaş. Sonunda onlar istenmediklerini anlayacak ve varlıkları hos karşılanmayan konuklar gibi kaleyi terk edecektir.
"Yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Olumsuz deneyim diye bir şey de yoktur, yalnızca kendi bilgeliğini kazanma yolunda olgunlaşmak, öğrenmek ve ilerlemek için fırsatlar vardır. Güçlükten güç doğar. Acı bile mükemmel bir öğretmendir."
Ama kimse kimsenin aslını, kafatası içinin meselesini anlamak için uğraşmıyordu. Uğraşamazdı: Çünkü hiçbir mesele, kadın erkek oturulup sanatkâr veya âlim; üniversiteli veya profesör münakaşa edilecek bir hal çaresi değil elbet, ama bir fikir alışverişi haline getirilemiyordu.
Aşk, paradoksal olarak romantik bir eşitsizlikle ilerliyordu. İki kişinin birbirini aynı yoğunlukta sevmesi imkansız. Dolayısıyla aşkta acılar ve sevinçler hakkaniyetli paylaşılmaz. Aşk adil değildi. Demokratiklik ve özgürlükçülüğün kıyısından bile geçmiyordu. Dahası istikrar ve kalıcılıktan da nasipsizdi. Sana en şiddetli tokadı patlatacak olan eli okşamaktan ibaretti!
Sözüme kulak verin, cennet çayırında yayılası büyükbaşlar. Mukaddesat korsanlığını bırakın. Dur durak bilmeden gönül rahatlığıyla terör estirmeyi kafaya koymuş tüm hödükler, dine dört elle sarılırlar. Cehalet, bağnazlık ve nefretin 'nuruyla' aydınlanmışlardır. Halbuki çiğ samimiyet, düşünceye değer katmaz. Davranışı da makbul kılmaz. Acımasızlık, suçtan ziyade cezada ortaya çıkar. Yobazlar, cennete, kapısını tekmeyle kırarak gerebileceklerini sanırlar! Bu dünyada, her şey ama her şey ve tabii ki aşk da geçicidir. Kadınla münasebetini aşk eksenine ayarlayan adam kepazeleşir. Amenna: Romantiklik, bir şapşalın ulaşabileceği en ulvi mertebedir. Buna karşılık şehvet, aşktan daha net ve pratiktir. Aşkta tutarlılık enderdir. Mekanik erdemlerle örülü seks, çoğunlukla, günah mahiyetinde görünür. Aşk ise duygu yüklü bir aptallık şeklinde tezahür eder. Günahın aptallıktan daha çok saygı görmesi gerekirdi..."