Eğer biri ,bedeninizi yoldan geçen birine verse sinirlenirsiniz. Peki, zihninizi onu karıştıran, şaşırtan ve ona hakaret eden birine verirken hiç utanç duymuyor musunuz ?
Satranç hayat gibidir David,” demişti babası. “Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.”
Böyle anlarda onların karakterlerinin, İsviçreli Psikolog Carl Jung'un gölge adını verdiği karanlık tarafını görürüz.
Gölge, insanların kendi hakkında yadsimaya ve bastırmaya çalıştığı niteliklerinin tümünü içerir.
İnsanlar genelde şuna inanır : Görünen erdem gerçek erdemden daha önemlidir. Çünkü herkes seni olduğun gibi değil , göründüğün gibi tanır. Az insan gerçekte kim olduğunu bilir, ama bu azınlık da kalabalığa karşı çıkacak cesarete sahip değildir.
Şans, insan işlerinin yarısını yönetir; diğer yarısı ise bizim kontrolümüz altındadır. Şans, yıkıcı seller gibi, öfkeyle sel olup taşar ve düzlükleri sular altında bırakır, evleri ve ağaçları yıkar, herkesin önünden kaçmak zorunda kaldığı bir güç olur. Ancak insanlar, bir selin tekrar taşacağını bilirlerse, onun yoluna setler inşa edebilir, akışını kontrol altına alabilirler. Aynı şekilde, kader de yalnızca onun gelişini önceden tahmin edemeyenleri yıkar.