Ekonomideki yangın, hastanın yükselen ateşidir belki ama hastalığın kökü başka yerdedir. Türkiye bir türlü dünyalı olamıyor. Olmamakta direniyor.
Neredeyse dünyaya meydan okuyor. Ne İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni kabul ediyor, ne Kopenhag Kriterleri'ni.
Ankara; adalet, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kültürel haklar, birey onuru gibi evrensel değerlere karşı amansız bir mücadele veriyor. Herkesi sindirmek ve korkutmak prensibine dayalı bir düzen bu.
Medyanın yazmadığı şey yok olur sanıyorlar.
İnsanoğlunun vicdanına ve etik kurallara karşı çıkıyorlar. Yolsuzlukla, soygunla, işkenceyle, insan hakları ihlalleriyle dolu uzun yılların sonunda da koskoca ülke işte bu noktaya ge-
liyor. Duvara çarpıyor...
Ama Ankara'nın hâlâ anlamadığı bir şey var. Dünya 1970'ler dünyası değil. Güçlü ülkeler, milyarlarca insanı "tüketici" haline getirmek için, diktatörlüklere değil tam tersine, açık ve şeffaf demokrasilere ihtiyaç duyuyor. Böylesine saydam bir pazar arayışı içindeler.
Türkiye bu kalıplara uymuyor.
Çoğulcu, katılımcı demokrasiye geçene kadar da başını duvarlara vurmaya devam edecek. Ne yabancı sermaye gelecek ülkeye, ne de dişe dokunur bir dış destek...