Siz hâlâ bu memlekette çöken şeyin yalnızca ekonomi, yalnızca eğitim, yalnızca siyaset olduğunu sanıyorsunuz değil mi. Ne kadar da safça. Hayır efendim, çöken şey bunların hiçbiri değil yalnız başına. Çöken şey, insanın içindeki ölçüdür. Çöken şey utanmadır. Çöken şey, bir zamanlar insanı gece yastığa başını koyduğunda rahatsız eden o küçük vicdan sızısıdır. Şimdi herkes rahat. Ne tuhaf değil mi. Bu kadar ahlaksızlığın, bu kadar kabalığın, bu kadar arsızlığın içinde insanların bu denli rahat oluşu, çürümenin en ileri safhası değil de nedir.
Eskiden insan kötülük yapardı ama hiç değilse kötülüğünün adını bilirdi. Şimdi kötülük bile kendine makul sebepler buluyor. Herkesin cebinde bir mazeret, dilinde bir haklılık, yüzünde ise utanmaz bir maske var. Kimse hırsız değil artık, şartların mağduru. Kimse yalancı değil, sadece kendini koruyor. Kimse vicdansız değil, sadece hayatı öğrenmiş. Görüyor musunuz şu alçaklığı. İnsanlar günahlarını bile erdem gibi anlatmayı öğrendiler. Asıl felaket budur. Çünkü bir toplumda suç çoğaldığında değil, suç normalleştiğinde çürüme başlar.Etik kültür dedikleri şey, öyle nutuklarla, panellerle, bayram mesajlarıyla ayakta kalmaz. O şey, insanın kimse görmezken ne yaptığıyla ilgilidir. Fakat burada artık herkes birbirine bakıyor, fakat hiç kimse kendine bakmıyor. Herkes başkasının namusunu tartıyor, kendi karakterindeki çamuru büyük bir ustalıkla halının altına süpürüyor. Sözde herkes değerlerden bahsediyor ama o değerlerin bedelini ödemeye kimse yanaşmıyor. Çünkü bu çağın insanı doğruluğu sever, ama doğruluğun getireceği kaybı sevmez. Onurdan hoşlanır, yeter ki maaşını, konforunu, çıkarını zedelemesin. Vicdan ister, ama ucuz olsun.
Ben size söyleyeyim mi, bu bir toplumsal bozulma değil yalnızca. Bu, düpedüz sosyolojik bir çöküştür. Aile