Oblomov, insanın eylemsizlik içinde nasıl yavaş yavaş kendisinden vazgeçtiğini anlatan sakin ama derin bir romandır, Ivan Goncharov bu eserde büyük olaylar yoktur, aksine hareketsizliğin kendisi anlatının merkezine yerleşir, Oblomov yalnızca tembel bir karakter değil hayata karşı isteğini kaybetmiş bir ruh hâlinin temsilidir. Romanın en çarpıcı yanı bu eylemsizliğin sıradan bir alışkanlık gibi değil neredeyse bir yaşam biçimi hâline gelmesidir, Oblomov düşünür, hayal kurar, planlar yapar ama harekete geçemez, zaman onun için ilerlemez adeta ağırlaşır, bu yüzden anlatı bir hikâyeden çok yavaş bir çözülüş hissi verir. Goncharovun ustalığı bu durumu yargılamadan göstermesinde yatar, okur Oblomova kızmak ile onu anlamak arasında kalır, çünkü onun içindeki yorgunluk ve isteksizlik tanıdıktır, insan bazen ne yapması gerektiğini bilir ama yine de yapmaz, roman tam da bu çelişkinin etrafında döner. Oblomov modern insanın erteleme hâlini ve içsel tükenmişliğini çok erken bir dönemde yakalamış bir eserdir, hayatın ağırlığı karşısında geri çekilmek dünyadan kopmak ve kendi içine kapanmak anlatının en belirgin damarını oluşturur, roman bittiğinde geriye büyük bir olay değil içe çöken bir farkındalık kalır, insan bazen yavaş yavaş değil hiçbir şey yapmayarak kaybolur.