G.Samsa

G.Samsa
@GSamsa24
Lisans
215 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Sahi bir şey kaybeder miydi?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık, Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Türkü Bir Hikaye (Kırmızı Buğday)
Bu güzel vatan için canını feda eden aşkları, sevdaları yarım kalan tüm Efeler(Yiğit) adına dinliyoruz. Kırmızı buğday türküsü İzmir ili Bergama ilçesine ait bir türkümüzdür. Bu türkü -tıpkı Troya’yı işgal eden Akhalar gibi- Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlara karşı verilen Kurtuluş Savaşı sürecinde, yörede önemli katkıları olan Ali Osman Efe adına yakılmıştır. Batı cephesinde Kuva-i Milliye döneminde Yunanlara karşı bugünkü terimiyle gayrinizami harp uygulayan Ali Osman Efe ve diğer efeler, Yunan birliklerinin işgalini zorlaştıran ve canını sıkan direnişçilerdendi. Diğer efelerin yaptığı gibi beklenmedik yerlerde pusular kurarak Yunan birliklerine büyük zayiat verdiren Ali Osman Efe için, tabiri caiz ise belası olduğu Yunan işgal kuvvetleri tarafından 300.000 drahmi ödül konulmuştur. Bölgede sürekli yer değiştiren Ali Osman Efe ve efeleri bir gün İzmir’in Bergama İlçesi’ndeki Bölcek köyüne gitmiştir. Yunan işgal kuvvetlerine yakın olan bu bölgede yer alan bu köye, Yunan birlikleri daha önce gelmiştir ancak Ali Osman Efe ve diğer efeler bunu bilmemektedir. Köyün camisinin minaresinde gözlem yapmak için bulunan Yunan askerinin uyarısı ile Giritli olduğu bilinen Sarı Yüzbaşı komutasındaki Yunan kuvvetlerince efelere ateş açılmış ve o ilk ateşte Ali Osman Efe vurulmuştur. Yaşanan karşılıklı çatışmada bazı efeler şehit olmuş, beklemedikleri şekilde ateş altında kalan efeler vuruşarak geri çekilmeye çalışmıştır. Başına ödül koydukları Ali Osman Efe’yi yakalamak için takip eden Sarı Yüzbaşı ve askerleri, kan izlerini takip ederek ekinler arasında yatan Ali Osman Efe’yi bulmuştur. Yaralı bir şekilde zor durumda yakalanan Ali Osman Efe, Sarı Yüzbaşı ve üç Yunan askerini de öldürdükten sonra, kendini bir şekilde yola atmış ve bu çatışmadan sağ kurtulabilmiştir. Kırmızı
Müzik
Nefî(ler) Ölmez, Öldürülürür!
Şair Nef’î Efendi, Saraydakilerle alay eden şiirler söyler, yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekerdi... İşte bunlardan biri de Vezir Tahir Efendi idi. Ona da hakaret ettiğinden, Tahir Efendi Nef’î’ye “Kelb” demişti. Nef’î de hemen bir şiirle ona cevab verdi: “Bize kelb demiş Tahir Efendi/İltifatı bu sözüyle zahirdir/Maliki’dir benim mezhebim zira/İtikadımca kelb, tahirdir...” Şeyhülislam ikaz etti! Zamanın Şeyhülislamı onu ikaz etmiş, bir Müslümanı kötülerken aşırı gidilirse küfre düşülebileceğini söylemişti. Nef’i de buna karşılık olarak; “Müftü efendi bize kâfir demiş/Tutalım ben O’na diyem Müslüman/Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere/İkimiz de çıkarız orada yalan...” diyerek cevap vermişti... Daha sonra tahta çıkan Sultan 4. Murad Han onu Başkatipliğe tayin etti, fakat kimseye ilişmemesini söyledi. Her ne kadar Nef’î, Padişaha bu konuda söz verse de, yaradılışı icabı, kalemini durduramayıp Sadrazam Bayram Paşa hakkında bir hicviye yazdı: “Gürcü hınzırı, a samsun-ı muazzam, a köpek/Nerde sen, nerde sadrazamlık, a köpek/Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun/Bir senin gibi deni cehl-i mücessem, a köpek...” “Mübarek teriniz damladı!” Sadrazam bundan son derece incindi. Fakat saray terbiyesi icabı, kimse bunları Padişaha bildirmiyordu. Padişah hasbelkader bunun farkına varınca, onu son defa ikaz etti. Fakat tıyneti icabı, işi daha da ileri götürdü. Halife-i Müslimin olan Padişaha, her zaman yüzüne karşı methiyeler düzdüğü halde, günün birinde onu tenkid eden, alaycı bir şekilde hicveden “Sihâm-ı Kazâ” isimli şiiri yazdı. Padişah bunu öğrenince, onun cezalandırılmasını istedi. Fakat kurnaz Nef’î, hemen saraydaki zenci ağalardan birine giderek Padişahın kendisini affetmesi için bir dilekçe yazması için yalvardı. Saray ağası dayanamayıp bir
Alıntı
Huzur'um kaçtı. Şimdi kim diye düşünüp dururum :))
Her düşüşün altında bir başkası vardır. Ve herkes kendinin mezarıdır.
Alıntı
Bir Türkü Bir Hikaye (Halil İbrahim) Üzdün be Halo!
Ordu yöresine ait bir türkü olan Halil İbrahim, hikayesi ile dikkat çeker. 1931 yılında Fatsa'da dünyaya gelen Halil İbrahim'in, saat ve gramafon tamiri yaptığı bir dükkanı vardır. Çevresindeki kişiler tarafından dürüstlüğü, temizliği ve iyi bir insan olması ile bilinir. Her zaman giysilerine özen gösteren ve boyasız ayakkabı bile giymeyen biridir. İşe gidip gelirken, her gün üzerinde dal köprü bulunan bir ırmağın üzerinden geçer. Bir gün köprüden geçerken bir kız görür ve çok beğenir. Bu kişi, Çolağın Ahmet'in kızıdır ve onunla evlenir. Bir kız, bir erkek olmak üzere iki çocuğu olur. Takvimler 1951'i gösterdiğinde Halil İbrahim'i askere çağırırlar. Ailesinden ayrılmayı istemese de mecburen gitmek zorunda kalır. Askere gittikten sonra düşmanları ona bir mektup yazar. Buna göre karısının babası, onu başka birine satmıştır. Ek olarak, köyün ağasının topraklarının bir kısmını aldığını da söylerler. Bunu duyan Halil İbrahim, askerden kaçar ve Fatsa'ya döner. İlk iş olarak ağayı vurur, ancak asker kaçağı olduğu için erkenden yakalanır. Diğer askerler tarafından telefon direğine bağlanarak acımasızca dövülür. Kafasına ağır bir darbe alan Halil İbrahim'in, o günden sonra aklı başından gider. Öte yandan, aynı gece teröristler bir öğretmeni öldürdükten sonra kaçarlar. Askerler her yerde onları ararken, Dursun dayının samanlığına girerler. Dursun dayı, Halil İbrahim'in kim olduğunu öğrenmek isteyen askerlere zararsız biri olduğunu söyler. Fakat, Halil İbrahim büyük bir korkuya kapılır ve kaçar. Askerler ise onu durdurmak için rastgele ateş açar. Ormanın derinliklerine gitmek için köprüyü geçse de askerlerden biri onu vurur ve orada ölür. Cenazesine ve eşyalarına sahip çıkmak istemeyen oğlu, ölen babasını sevmediği için Halil İbrahim birkaç kişi tarafından defnedilir. Bu üzücü
Müzik