"Koymuşlar işte" dedi Ron. "Harry yarın göle git, tamam mı, başını içine sok, denizhalkına her ne aşırdılarsa geri vermelerini bağır, sonra da bak bakalım dışarı fırlatacaklar mı. Elinden ancak bu gelir, oğlum."
Arada bir kendime "Hayallerin nerede?" diye sorarım. Ama başımı sallayıp, "Yıllar ne çabuk geçiyor!" demekten başka çarem olmaz. Bu kez başka sorular gelir aklıma: "Peki, yıllarını ne yaptın? Hayatının en iyi yıllarını nereye gömdün?.. Yaşadın mı, yoksa yaşadığını mı sanıyorsun?" İçimden bir ses yükselir: "Bak çevrende her şey nasıl gittikçe soğuyor? Birkaç yıl daha geçsin, koyu bir yalnızlıkla birlikte bastonuna dayanmış, titreyen bir yaşlılıkla karşı karşıya geleceksin. Ondan sonra da umutsuzluk, keder, bezginlik...
Bitmez tükenmez sandığınız hayaller sinirlerin sürekli gerginliği sonucu yavaş yavaş ölgünleşmeye, tükenmeye yüz tutar. Çünkü başka bir yaşantınız olmadığı için, eski ülkülerinizden, eski hayal kırıntılarınızdan büyük bir çaba sonunda yapıp çattığınız hayal dünyanız kırılıp dökülmeye hazırdır. Oysa canımız bambaşka şeyler çeker. Hayalci, boşu boşuna külleri karıştırarak köz arar gibi, soğuyan yüreğini ısıtacak ateşi yakmak için eski hayalleri arasında bir kıvılcım arar. Yakacağı ateş kanını tutuşturacak; kurduğu aldatıcı renkli evrende yeniden kendini bularak, gözlerinden yaş getiren zevki tadacaktır.
"Görünüşe bakılırsa bayağı eğleniyorlar, ne dersin?" dedi Hagrid mutlu mutlu. Harry onun Keleker'lerden bahsettiğine karar verdi, çünkü sınıf arkadaşlarının eğlenmediği kesindi; arada bir endişe verici bir bam sesi çıkıyor, Keleker'lerden birinin ucu patlıyor ve Keleker birkaç metre öteye fırlıyordu. Onun arkasindan birkaç kişi karnının üstünde sürükleniyor, çaresizce yeniden ayağa kalkmaya çabalıyordu.