Fatma Aliye Hanım'ın eserlerini okumaya karar verdiğimde karşılaştığım onun çevirisi olan bu kitabı, başka bir sebepten karşıma çıksa ve konusu hakkında bilgi sahibi olsam okumaya yanaşmazdım. Çünkü konu son derece sıkıcı: benim de pek hazetmediğim ancak klasik eser olması sebebiyle katlanabildiğim yoldan çıkmaya meyilli, yanar döner tabiatlı, kişilik olarak gelişimini tamamlayamamış kocanın ona her daim sadık peygamber sabrına sahip eşi ve ayartıcı, işveli kadın üzerine inşa edilmiş eser.
Şimdi ben böyle anlatınca daha da sıkıcı ve banal geldi konu farkındayım. Benim asıl şaşırdığım bu derece bayağı bir konuyu yazarın okutturuyor olması. Üslubuna yandığım, çevirisine kurban olduğum kitabı bana hevesle okuttular ya, helal olsun ne diyeyim. Hayır, ikisi hariç karakterlerde de iş yok ki onlara bağlayayım sempatimi. Misal Helene... Sadık, her daim çalışıp çabalayan, hiç bir durumundan şikayet etmeden şükretme sebebi bulan, vefakar eş, iyilik meleği, örnek anne vs. (Ayyy içim şişti!!) bacımın hem cinslerime musallat olan en kötü hastalık olarak gördüğüm "kişilik olarak tam olgunlaşamayan dolayısıyla iyi bir sevgili, eş, baba olma ihtimali az olan bir erkekle karşılaşınca iyileştirme, düzeltme, tamir etme düşüncesiyle orada iyi, örnek insan varken tutup zayıf tabiatlıyı seçme" hissiyatından kendisinde bolca var. İyilik, güzellik, kanaatkarlık falan neyse de beni bu durum ifrit etti. Hiç sevmem tamamen kötü ya da tamamen iyi tipleri. Kocasını da sevmezdim zaten. Mirasyedi, aklını kullanamayan ama pek gururlu Louis kendi etti kendi buldu ama ailesini de sefil etti. Yine de onun elinden tuttular hak etmemesine rağmen.
Tabii bir tek bunlar yok kitapta. Ayartıcı kadın Diana evli barklı, kocasıyla kadının aşıklarının parası sayesinde şaşaalı bir yaşam sürüyorlar ve en önemli