Doğumdan önceki ve ölümden sonraki karanlıklar arasındaki bir kıvılcım; yaşam, iki boşluk arasındaki kıvılcım. Güzel bir imge Josef. Ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerinde hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi ?
Bu durum, çocuk için bir kayıp olarak görülebilir ama adam için değil; sırtımda babamı taşıma yükünü yaşamadım hiç, onun yargılarının ağırlığı boğazıma çökmedi, benim yaşama hedefim onun tutkularını gerçekleştirmek biçimini almadı. Babamın ölümü bir nimet, bir özgürlük olarak da görülebilir.
Hayatta nasılsa edebiyatta da öyle: Her nereye dönseniz derhal kendinizi düzelmez,yola gelmez bir insan güruhuyla karşı karşıya buluyorsunuz, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar. Bir yığın berbat kitap, gıdasını buğday başaklarından alan ve sonunda onu boğup kurutan edebiyatın istilacı yabani otları gibi İnsanların zamanını, parasını, dikkatini gasp etmektedirler. (Anlaşılıyor ki ,hiçbir şey kötüye gitmiyor; böyle gelmiş böyle gidiyor!)