Hayatta hep tek başına olan Jane Eyre’nin ayakları üstünde dimdik, ilkelerine bağlı bir şekilde yaşamaya çalıştığını görüyoruz kitapta. Aşık olduğunda mantığını nasıl dinlenmeye çalıştığını, ne kadar yoğun duygular yaşarsa yaşasın hayatına devam etmeye çalıştığını, her ne olursa olsun bağımsız bir kadın olmak için verdiği mücadeleyi okuyoruz. Beni son derece şaşırtan ise kitabın 1847 yılında yazılmış olmasına rağmen kendini günümüz insanına bu kadar yakın hissettirişi. Demek ki aradan yüzyıl geçse de insan yine aynı insan, aynı duygular çerçevesinde dönüp duruyor. Öyle bir dönemde karşılaştık ki seninle Jane aramızda bir bağ kuruldu sanki. Kimi duyguların esiriyken yaşamaya devam etmek ne kadar zor olursa olsun ilkelerimize bağlı halde, mantığımızla kendimizi yargılayarak hayata devam etmek... Bunu gördüm sende Jane. Acı çeksek de yanlış hissettiklerimizi terk ederek yolumuza devam edip kendimizi gerçekleştirmeliyiz. Yolun bir noktasında mutluluğu bulan Jane, umarım var olan bu mutluluk yalnızca roman karakterlerine özgü değildir.
• Sevgini, ruhunu ve bütün benliğini böyle bir armağanı istemeyen ve onu küçümseyen biri yüzünden heba etmeyecek kadar onurlu ol.
/ Bu cümleler beni çok fena çarptı. Sevgimizi değmeyecek insanlar için harcamayalım dostlar. Umarım bunu başarabiliriz. Keyifli okumalar