Kitabın ana teması kişinin kimliğinden sıyrılıp kişiliğine erişmesi olsa da, tanrı tasavvuru da irdelenmekte ve okuyucuya onun kainata hükmeden sert bir babadan çok, kainatın bir parçası olan, seven bir anne olarak sunmakta. Buraya kadar bir sorun yok, zira benim tanrı anlayışım da ilkinden ikincisine evrildi zamanla. Ama yazar işin içine kimlikten sıyrılıp kişilik olmayı, Tanrıça Gai'nın medyumu olmaya bağlamayı sokunca, güzel ve yerinde bulduğum ana temayı sulandırmakla kalmamış, adeta ona ihanet etmiş.
Kitapta üç medyumla karşılaşmaktayız, Portebollo cadısı diye ün salan Athena, onun medyum hocası ve daha sonra edindiği talebesi...
Kitap her ne kadar bir bestseller olsa da, yazarın amacını her ne kadar anlasam da, kitabı pek tatmin edici bulmadım...
Sözlerime kulak vereceksen, ver. Vermeyeceksen, hayatını şimdiye kadar sürdürdüğün gibi sürdür, ve (göreceksin ki bir gün) memnuniyetsizlik isimli bir duvara toslayacaksın.
Oğlun odayı terketti ve televizyon seyrediyor, çünkü karanlık ona korku veriyor. Neden peki? Karanlığa istediğimiz her seyi yansıtabiliriz, ve fakat genelde hayaletlerimizi, korkularımızı projekte ederiz. Bu, çocuklar için de yetişkinler için de aynı şekilde geçerlidir.
Bizi harekete geçiren ne varsa, evrensel bir arzudur. Mutluluk değildir. Arzulamanın kendisidir. Ama arzular hep tam olmayan bir şeydirler - arzu edilenler ulaşıldığında, arzulanmaktan çıkarlar, öyle değil mi?