Mira Demirkıran ’ın Bodrum Katındaki Makine kitabı. Bu incelemeyi benim için asıl özel kılan durum ise Bodrum Katındaki Makine ve Mira Demirkıran henüz 10 yaşında olması. Bir çocuğun hayal dünyasının sınırlarını görmek adına heyecanla başladığım bu macera, beklentimin çok üzerinde bir akıcılık sundu.
Mira Demirkıran kendi yaş grubunun o saf, meraklı ve sınır tanımayan hayal gücünü kurguya o kadar iyi yansıtmış ki, yetişkin bir okur olarak sayfaları merakla çevirdim.
Bilim kurgu ve macera ögeleri, sıkıcı detaylara boğulmadan, tam tadında ve merak unsurunu hep diri tutacak şekilde işlenmiş.
10 yaşındaki bir kaleme göre cümle kurma becerisi, kelime seçimi ve tempoyu ayarlama yeteneği gerçekten takdire şayan. Akıcı, yormayan ve okuyucuyu hikayenin içinde tutan yalın bir dili var. Hem akranlarına okuma alışkanlığı kazandırmak için harika bir alternatif hem de biz yetişkinler için çok keyifli bir mola,
Genç yaşta ekrana sıkışıp kalmak yerine kelimelerle, edebiyatla kendine bir dünya kuran ve ilk eserini bizlerle buluşturan sevgili Mira Demirkıran'ı canıgönülden tebrik ediyorum.
Geleceğin büyük yazarlarından birinin ilk adımlarına şahitlik etmek çok kıymetli.
Macera, gizem ve çocuk gençlik edebiyatı seven herkese, özellikle de çocuklarına ilham vermek isteyen ebeveyn ve öğretmenlere kesinlikle tavsiyemdir.
Mira DemirkıranBodrum Katındaki Makine
Toprağa Düşen Sevdalar töre ve namus kılıfıyla işlenen cinayetlerin sosyolojik ve insani boyutunu ele alan, okuması her ne kadar yürek istese de farkındalık için şart olan bir eser.
F. Vildan Yirmibeşoğlu kurbanların hikayelerini ajitasyondan uzak ama sarsıcı bir dille aktarıyor.
Toplum olarak nereye evrildiğimizi, neleri normalleştirdiğimizi sorgulatan cinsten. Toprağa Düşen Sevdalar Edebi bir keyif aramayın, bu kitap tamamen bir yüzleşme ve adalet arayışı.
Toprağa Düşen Sevdalar toplumun karanlık yüzüyle okuyucuyu doğrudan yüzleştiriyor. Okurken öfke, üzüntü ve çaresizlik hislerini bir arada yaşıyorsunuz.
Kitapta altını çizdiğim o kadar çok sarsıcı cümle oldu ki...
Fakat içerdiği ağır ve hassas konular (+18) sebebiyle topluluk kurallarını ihlal etmemek adına bunları burada paylaşamadım..
Kitabın bendeki sarsıcı etkisini kelimelerle anlatmak bu yüzden çok zor.
Bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamayacaksınız.
Toprağa Düşen SevdalarF. Vildan Yirmibeşoğlu
İki Farklı Yalnızlığın Aynı Enkazda Eşitlenmesi
Kimsesizler Coğrafyası hafızalarımızdan asla silinmeyecek olan o karanlık 6 Şubat sabahıyla açılıyor.
Bir yanda enkaz altındaki yakınını bekleyen İstanbullu bir anlatıcı, diğer yanda aynı beton yığınının başında eşini ve küçük kızını arayan Iraklı mülteci Ali...
Normal şartlarda yolları asla kesişmeyecek, belki de birbirlerini fark etmeyecek bu iki insanı, hayat en acımasız yerinden bir enkazın başından birbirine bağlıyor.
Ali’nin hikayesini okurken, mülteci kelimesinin sadece siyasi bir terim olmadığını arkasında ne kadar büyük bir aidiyetsizlik, korku, şiddet ve köksüzlük barındırdığını çok derinden hissettim.
Irak'tan İran'a, Van'dan İstanbul'a uzanan o kaçış öyküsü, insanlığın ortak utancı gibi dikiliyor karşımızda.
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile odadaki sessizlikte yankılanmaya devam eder. Zekeriya Çetin'in Kimsesizler Coğrafyası benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
İçinden dökülecek hikayelerin ruhumu hırpalayacağını anlamıştım Yanılmamışım.
Kimsesiz olmak sadece kimsenin olmaması demek değildir, ait olduğun, sığındığın o toprağın, o evin ellerinin arasından kayıp gitmesidir. Eğer sayfalar arasında kaybolurken hem derinden sarsılmak hem de insan olmanın o inatçı, umutlu yanına tutunmak istiyorsanız, bu sese kulak verin derim.
Uzun süre etkisinden çıkamayacağım, kalbime dokunan bir yolculuk oldu.şitdetle tavsiyemdir keyifli okumalar
Zekeriya ÇetinKimsesizler Coğrafyası
Bugüne kadar polisiye türünden uzak durmuş, hep mesafeli kalmış biri olarak ilk adımı John Connolly ’nin Karanlığın Fısıltıları ile attım. Ve iyi ki de öyle yapmışım
Polisiye türüne hep biraz mesafeliydim, sürekli benzer formüller üzerinden giden, sadece bir katilin peşinden koştuğumuz düz hikayelerle karşılaşacağımı düşünürdüm.
Ama John Connolly ’nin Karanlığın Fısıltıları romanıyla bu algım tamamen yıkıldı.
Meğer polisiye dünyasına muazzam bir kapıdan giriş yapmışım
John Connolly 'nin kurduğu o gri, yağmurlu ve tekinsiz atmosfer öyle büyüleyiciydi ki, kitabın içine hapsoldum diyebilirim.
Olay sadece kayıp bir bebek davası değil,vicdan azaplarının, geçmişteki günahların ve kulaklardan gitmeyen o karanlık fısıltıların hikayesiydi. Dedektif Charlie Parker ile tanışmak çok özel bir deneyimdi.
Türün meraklıları zaten biliyordur ama benim gibi polisiye dünyasına ilk kez adım atacak edebi kurgu severlere şiddetle tavsiyemdir.
Benim gibi bu türe ilk kez şans verecek olanlar varsa, çıtayı direkt en tepeden açmak için harika bir başlangıç.
Kesinlikle değil şiddetle tavsiye ederim, Kitapla kalın hoş kalın
Karanlığın FısıltılarıJohn Connolly
Akla ilk önce içi boş günümüz aşk romanlarını getiriyor belki de ama okuduğunuz ilk sayfadan itibaren anlıyorsunuz, bu kitapta her şey çok daha farklı. İlk sayfasında bir cümle şu şekilde
“Sadece bir zerre olduğunu unutmadan, hayatla savaşmayı bırak ve yaşama sahip çık.”
sayfayı çevirdiğinizde ki sayfada bir cümle ise
“Her seçimde iki şartın olsun; Potansiyeline hizmet etsin seçeneğin ve yaşamın yanında olsun her seçimin. Hayata katkın olsun.”
Sonrasında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü ile aralanıyor yeni bir dünyaya açılan kapı;
“Acizler için imkansız, korkaklar için inanılamaz gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.”.
Çok yönlü bir kitap bu, dinlerin tarihine, eski uygarlıklardan Osmanlıya, Osmanlıdan Cumhuriyete ve birçok önemli konuya değiniyor. Tabi bu da Akilah Azra Kohen donanımlığından kaynaklanmakta. Asıl önemli olanın anlam olduğunu, yapılan her işe anlam katınca önemi olduğunu düşünen bir yazar Akilah Azra KohenGör Beni
Son olarak da kendimce bir teşekkür etmek istiyorum bu kitabı yazan muhteşem kadın Azra Kohen’e. Türk edebiyatının onun gibi yazarlara ihtiyacı var.