Oğuz

Oğuz
@GasilhaneliBirMorg
"Her büyük aşk, her büyük bilim, her büyük devrim, bir büyük seçim'dir." "Yumuşak insanın sevmesi mümkün değildir. Aşk, katı insanın harcı'dır. Aşk, dişlilerin birbirine geçmesidir." "Benim aşka bakışım ihtilâle bakışım gibidir. Birdenbire titreme, çarpılma, elektriklenme..."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Molla Lütfi
2. Beyazıt'ın saltanata gelmesinden sonra, Sinan Paşa ile birlikte Molla Lütfi İstanbul'a dönerek, önce Bursa, sonra Edirne, sonunda Fatih medreselerine müderris tayin edilmişti. Bu son tayin eskiden beri eserlerini eleştirerek rahatsız ettiği, zamanın bilginlerinden İbrahim Hatip-zade'nin kıskançlığını kabartınca, samimi bir Müslüman, fakat derslerinde dinin daha ziyade vicdani ve ruhi kısımlarına önem veren Molla Lütfi'nin dinsizliği iddiası ortaya atılmış ve bir büyük meclis huzurunda muhakeme edilerek, iki yüz şahit dinlendikten sonra, bazı azanın muhalefetine rağmen, Hatip-zade fetvasıyle, katline karar verilmiştir. 2. Beyazıt, bu kararı derhal tasdik etmemiş ise de, Hatip-zade'nin ısrarıyla, nihayet tasdik etmek zorunda kalmış ve 900=1494 yılı rebiülevvelinin yirmi beşinci perşembe günü Lütfi, Sultanahmet meydanında, idam edilmiştir. Muhakemesi sırasındaki savunmaları ve haksız yere öldürülmesi, ulemanın ve halkın çok üzüntüsüne sebep olmuş ve şairler vefatına birkaç tarih düşürmüşlerdir. Cereyan tarzı ve savunmaları bakımından bir dereceye kadar Sokrat trajedisini andıran bu vaka, Osmanlı Türkiyesinde ilim ve fikir adına uğranılan ilk felaket olsa gerekir.
Molla Lütfi
Kendisi şaka ve mizaha çok düşkündü, zamanının ulemasını eleştirme ve kınamayı pek severdi. Hocası Sinan Paşanın tavsiyesiyle Fatih'in hafız-ı kütüplüğüne tayin edilmişti. Daha Fatih zamanında hoş, fakat laubali sözleriyle herkese sataşan bu genç bilgin hafız-ı kütüplüğü sırasında padişahla işi latifeye kadar vardırmıştı. Mesela bir gün Fatih kütüphanede bir kitap istemiş, Lütfi yüksek bir yerde duran kitabı almak için, bir taşa basarak kitaba uzanmış, padişah: «Ne yapıyorsun? O taş, İsa peygamberin üzerinde doğduğu taştır» demiş; bir müddet sonra Molla Lütfi, tozlu bir bezi padişahın dizleri üzerine koyunca, padişah: «Bu ne hal?» diye sormuş, Lütfi derhal: «Padişahım, ne bihuzur olursuz, bu İsa aleyhisselamın beşiğinin örtüsüdür » diye cevap vermiştir. Böyle herkesle yaptığı bazen acı, bazen tatlı latifeleri anlatılır. Hatta Molla Lütfi'nin salt mizah üzerine Makale fi Usul Süca adlı bir risalesi de vardır (bkz. Fuat Köprülü, Hayat mecmuası, IV, 426). İşte zamanının ulemasını acı acı eleştirmesi herkesin hoşuna gitmeyen bu bilgin, sonunda, her vakit olduğu gibi, bu huyunun cezasını ağır bir yolda çekmiştir.
Sayfa 60·Kitabı okudu
Maruz kaldığı eğitim sisteminin eziciliği ve verimsizliği, anılarının daha başında isyan ettiği bir gerilik. Hasan Âli’nin bu konudaki şikayeti şu şekildedir: “Bir taraftan öğretme usulünün iptidailiği, diğer taraftan ne yaptığımızı, ne okuduğumuzu hiçbir suretle bilmeyişimiz, küçük yaşta zekâmızı ezmek, şuurumuzu karartmak için kâfi sebeplerdi. O eski günleri ve halleri düşünüyorum da Türk çocuğundaki zekânın bu basınç altında perişan olmamak için yaptığı mukavemete hayran olmamak elimden gelmiyor. Normal bir çocuk böyle sakim, verimsiz bir usulle ne kadar kolay aptal olabilirdi.”
Sayfa 26
Oğlu Can Yücel, “Kendini sevdirmeği daha o zamanlardan [çocukluktan] bir sanat haline getirmiş... her zaman sevmeye teşne, her zaman sevilmeye hazır insan” diye yazacak ardından.
Sayfa 19