Sekiz yıl önceydi... Bir öğretmenime âşık olmuştum. Okula gitmek hiç o kadar güzel olmamıştı. Sabahları, kalkma saatimden bir saat önce uyanır ve heyecandan yatağın içinde döner dururdum. Okul yolunda, neredeyse uçarak yürürdüm. Ağaçlar yemyeşil, binalar pırıl pırıl kaldırımlar tertemiz görünürdü gözüme. Okul binasından içeri girdiğimde, dizlerim çözülürdü adeta. Onu gördüğümde düşüp bayılmaktan korkardım. Tarih hocasıydı. Tarih dersine deliler gibi çalışır, sabahlara kadar ezber yapardım. Tek istediğim, onun derslerinde bülbül gibi şakımak ve dikkatini çekmekti. Fakat sınıfta ne zaman bir soru sorsa, gözlerimi bir sis bulutu kaplar, kafamın içi boşalır ve kulaklarım uğuldardı. Ben kendime gelene kadar da ya ortaya bir başkası atılır, ya da sorusunun cevabını kendisi verirdi. Her defasında, kaçırdığım fırsatlar için, kendi kendimi yer bitirirdim. Arada bir, bana gülümseyerek baktığında ise dünyalar benim olurdu. Bilseniz, bu bakışlardan ne anlamlar çıkarırdım. Kısacası tam bir aptal âşıktım.