Şu sayısız yıldızla donanmış uçsuz bucaksız gökyüzü altındaki güzeller güzeli dünya nasıl dar gelir insanlara? Şu büyüleyici doğanın bağrında insan ruhu nasıl olur da kin, öç, kendi benzerlerini yok etme gibi duygulara kapılabilir? Nasıl olur da güzelliğin ve iyiliğin doğrudan ifades olan doğanın bir dokunuşuyla insan yüreğindeki bütün kötülükler yok olmaz?
"Her işe burnunu sokana, aranıp sorulmadığı yerde kendini gösterene cesur denmez ki!"
"Peki kime denir sizce cesur diye?"
Yüzbaşı böyle bir soruyla ilk kez karşılaşıyormuş gibi:
"Cesur... cesur" diye birkaç kez yineledi, sonra "gerektiği gibi davranana cesur derler," dedi.
Çok ama pek çok sayıda yaşlı, gururlu, kendine güvenen, yargıları keskin insan tanıdım ve tanımaya devam ediyorum.
Beni de böyle bir alınyazısı bekliyordu.
...benim kavrayış diye adlandırdığım özel, daha çok ya da daha az gelişmiş bir yetenek vardır. Bu yeteneğin özünü, koşullanmış bir ölçü duygusu ve yine belli koşullar içinde olaylara tek yanlı bir bakış oluşturur. Bir gruptan veya bir aileden bu yeteneğe sahip iki insan, bir duyguyu her zaman bir ve aynı noktada ifade ederler ve bu noktanın ötesini artık ikisi de boş laf olarak görürler; övgü nerede bitiyor, alay nerede başlıyor, ilgi nerede bitiyor, yalan nerede başlıyor ikisi de aynı anda görürler, farklı kavrayışa sahip insanlar içinse bunlar bambaşka görünebilir. Her konu, aynı kavrayışa sahip iki insanın gözüne daha çok aynı gülünç ya da güzel, ya da çirkin, pis yönüyle çarpar. Bu ortak kavrayışı kolaylaştırmak için bir gruptan veya aileden insanların arasında kendine özgü bir dil, kendine özgü deyimler, hatta başkaları için var olmayan kavrayış farklılıklarını tanımlayan sözcükler oluşur.