Bizce Müslüman hikâyesinin romana istihale edememesinin, saydıklarımızdan başka bir sebebi de tenkit fikrinin yokluğudur. Hakiki tenkit zaruri şekilde tarih fikrine bağlıdır. Hareket noktası olarak maziyi değil bugünü alır. İslâm fikriyatında ise bu yoktur.
Belki de bütün mesele sünni akidenin, kendisini edebiyata ve sanata muhtaç addetmemesi keyfiyetinde toplanır. Dini duygunun esas olduğu o devirlerde insana bütünlüğünü ancak bu kaynaşma verebilirdi.
Görülüyor ki ayrı ayıı yollardan yürüseler bile, sünni akide de, vuf da vaatlerde ve mükellefiyetlerde ne kadar ayrılırsa ayrılsınlar insanın kâinattaki yeri hakkında birleşiyorlardı. İnsan her ikisinde de Platoncu mânâsında bir gölge oyunu olan bu fâni hayatın karşısınd gül, asıl büyük kaderi olan ebediyat karşısında ve onun içinde bulutlarını buluyordu.
İşte bu hazır unsurlarla kendisini anlatmak, söylemek istediğini söylemek, ki eski şiirin belli başlı hususiyetidir, şark muhayyelesinin hem zayıf tarafını, hem de şaşırtıcı çekiciliğini verir.