Bir kadının geçmişiyle ilgili sorunlu bir durumu anlatıp anlatmaması, başkalarının kafasını yoran bir eğlence kaynağı olabiliyordu. İnsanların davası uğruna ölen bir kişiye gülmesi gibi bir şeydi bu...
Bu binanın içinde öylesine etkileyici biri yaşıyordu ki o kişi sadece kiremitlerin ya da sıvaların değil, tepelerinde asılı duran tüm gökyüzünün bile yakıcı bir duyarlılıkla nabız gibi atmasına neden oluyordu. Bütün bunları sağlayan, süt sağan bir kızdı... Yani, Tess.
Uçsuz bucaksız çayırları bir hayal ya da yarı oluşmuş berrak bir sıvı gibi saran aydınlıkta kendilerini Adem ile Havva gibi bir tecrit edilmişlik hissi içinde buluyorlardı...
Gün ağarırken siyah ile beyaz arası hafif gölgeler olarak ortaya çıkan grinin ara tonları, yoğunluk dereceleri hemen hemen aynı olmakla birlikte gün batımındakilere benzemez. Şafak vaktinin aydınlığı kıpır kıpır, karanlığınki durgundur; akşamın alacakaranlığındaysa kıpır kıpır ve güçlü olan karanlıktır ve aydınlık onun uykulu bir tezadı gibidir...