Biz bütün ilimleri ve mantığı kabul ettiğimiz gibi, daha sonraları da var olduğuna inanıyoruz. Sadece psişik olay ve olgulara inanmıyoruz; bizim ruhun anlamını bilmeye de ihtiyacımız var.
Max Plank "Bilim Nereye Gidiyor" kitabında şöyle diyor:
"Bazı fizik bilginleri fizik biliminin eteğini kısaltmak ve onu ilim yoluyla keşfedilen veya tabiatta meydana gelen olayların kuru ve boş nitelemesine hasretmek istiyorlar; halbuki fizik, meselelerin kuru keşfi olmamalı ve tümele erişmek için tikelleri incelemelidir"
Bugün âlim amele olmuştur; oysa geçmişte mukaddes bir sima idi. Doğrudur, geçmişte ihtiyaçlara cevap veremeyebilirdi; fakat risalet bu ihtiyaca cevap idi; ancak günümüzde bilim, sıradan ihtiyaçlar için bir alettir. Bugün Sorbon Üniversitesinde dahi kapitalistler, sermayedarlar, zenginler dâhileri satın alıyor ve kendi hedefleri ve istekleri doğrultusunda kullanıyorlar, işlevselleştiriyorlar. Fizik, sadece fenomenlerin keşfiyle yetinmemeli, felsefe ile ve insani ihtiyaç ve sorularla da meşgul olmalıdır. Daha önce beşerî ihtiyaç ve sorulara felsefe ve din cevap veriyordu; eğer fizik bu kuru bilimsel ve mantıksal çerçeveyle sınırlı kalırsa, hem kendisi donuklaşıp kapitalizm ve tüketimin kölesi olur, hem de insanı dünyanın hakiki anlamına -ki insanın kendisi ve gelişimi için dünyayı tanımak hayatîdir-ulaşmaktan mahrum bırakır.
Morefi şöyle diyor: "Plank dünya fizikçilerinin başı olarak kendinde kuru ve mantıkçı fizik bilimine çomak sokma hakkı görüyor; zira fizik bu yolla insanın ihtiyaç ve gerçekliklerine cevap verme hakkını almıştır."
Plank ise şöyle diyor: Giriş şartları anlatılan ve sadece ilim yolunda fedakârlık edenlerin girme hakkı bulunan ilim mabedinde baş kitabeye şöyle yazılmıştır: "İman edilmelidir."
Bütün bunlarda yaratılış hedeflerine doğru zinde bir
Bütün dinlerde ve yaratılış felsefelerinde isyan vardır: Yunan'da insan Promete yardımıyla tanrılara karşı isyan ediyor, başkaldırıyor; Tevrat, İncil ve Kur'an'da insan tanrıya karşı isyan ediyor. İslam'da insan yasak ağaçtan yiyor; melekler insanın bu işini isyan olarak telakki ediyorlar. Bu konunun bilgisine sahip olan Tanrı da bu sıfatın insanda olduğunu reddetmiyor. Fakat yeni ve modern medeniyet insanın isyan yeteneğini ufalıyor ve insanı tüketim kölesi yapıyor. Bunun içindir ki bütün kitaplar, bütün fikirler ve inançlar, kalıptan çıkmış kelle şekerleri gibidir.
İSYANCI:
İnsanın en bariz ve en değerli sıfatlarından biri, isyandır. Herkes, sahip olduğu isyan kadar değerlidir ve insan isyanının azalması ölçüsünde hayvana ve bitkiye yaklaşır. Bu nereden anlaşılmaktadır? Ne mutlu ki bizim bu insani sıfatlarla ilgili başından beri bilgi ve bilincimiz var olmuştur; fakat modern insan bundan habersizdir.
İnsanın Siyasal Olması:
Eflatun'un bir tarifi var. O şöyle diyor: "İnsan siyasal bir hayvandır". Fakat İranlı, Arap ve yabancı mütercimler hep Yunanca politik kelimesini siyasal manasıyla çevirmek yerine sosyal, yani toplumsal manasına alıp "İnsan sosyal bir hayvandır." demişlerdir. Halbuki bal arısı ve karınca gibi hayvanlar insandan daha sosyaldirler. O halde doğru olan, siyasal hayvan anlamıdır. İnsana özgü ve belirleyici özellik, onun sosyal olması değil, siyasal olmasıdır. Elbette siyaseti, onun yürürlükteki anlamıyla almamak gerek. Bilakis siyaset, çevre, toplum, ortak yazgı, ortak dert ve insanın içinde yaşadığı toplumda ortak toplumsal hayatıyla ilgili bilinçten ibarettir. Tabii ki bu bilinci hissetmeyen insanlar vardır. Bunlar olgun değil, felçli insandırlar.
syf 19
Kendisi Olmayan İnsan