Güçlü toplumların, hükümetlerin, dinlerin, toplumsal kanıların bulunduğu yerde, kısacası bir tiranlığın hüküm sürdüğü her yerde, yalnız filozoflardan nefret edilmiştir;çünkü felsefe insanlara, hiçbir tiranlığın içeri giremeyeceği bir sığınağı, iç dünyanın mağarasını, gönlün labirentini açar: Ne var ki yalnız insanı bekleyen en büyük tehlike de aynı yerdedir. İç dünyalardaki özgürlüğe sığınmış bu insanlar, dış dünyada da yaşamak, görünür olmak, kendilerini göstermek zorundadırlar; doğumdan, yaşanılan yerden, eğitimden, vatandan, rastlantıdan, başkalarının ısrarcılığından kaynaklanan sayısız insani ilişkiye girerler; egemen kanılar olmaları gibi basit bir nedenle, çok sayıda kanıya katıldıkları varsayılır; olumsuzlanmayan her yüz ifadesi, onaylama olarak kabul edilir; kırıp dökmeyen her el kol hareketi uygun bulma olarak yorumlanır. Bilirsiniz, bu yalnızlar ve özgür tinliler düşündüklerinden başka bir yerdeymiş gibi görünürler sürekli: Hakikatten ve dürüstlükten başka bir şey istemedikleri halde, bir yanlış anlamalar ağı ile çepeçevre sarılmışlardır; ne kadar şiddetle arzu etseler de, edimleri üzerine bir yanlış kanılar, uyum sağlama, kısmi tavizler, sakıngan bir suskunluk, yanılgılı bir yorumlama sisinin çöküp kalmasını engelleyemezler. Alınlarında bir melankoli bulutunun toplanmasına yol açar bu durum: Çünkü bu yaratılıştaki insanlar, görünüşün bir zorunluluk oluşundan, ölümden daha çok nefret ederler ;böyle sürekli bir öfke onları bir volkan gibi patlamaya hazır ve tehditkar kılar. Zaman zaman kendilerini zorla gizlemelerinin, kendilerine dayatılmış suskunluklarının intikamını alırlar. Mağaralarından dışarıya korkunç yüz ifadeleriyle çıkarlar ;bundan sonra söyledikleri ve yaptıkları birer patlamadır ve kendi kendilerini de yok etmeleri de mümkündür..