Hayat seni...
Sevmediğinle seviştirir
Sevdiğinle savaştırır
Kalbinin sahibi ile değil
Mecburiyetin izniyle evlenirsin.
Gönlünün hayır dediğine evet der dilin.
Ömrünün geri kalanını,
Aynı evde aynı odada aynı masada aynı yatakta,
Ama sana dünyalar kadar uzak olan biriyle yaşarsın.
Kalbini kürtaj ettirmiş bir mahkum gibi,
Dolanır durursun kendi içinde.
Etrafın "elalem ne der" telleri ile çevrilmiştir.
Kendi hayatını uzaktan seyreden,
Mutsuz biri olursun zamanla.
Ve kimse seni duymaz sen kaderine bağırırken.
Gözün gibi baktığın tenin,
Ve herkesten sakındığın gözlerin,
Acımasızca yağmalanır her gece.
Sular yıkamaz
Gözyaşın olmadan
Üzerine sinen kiri
Çünkü
İnsan ait olmadığı insanın yatağında sürgündedir.
Ve ait olmadığı insanın hayatında rehindir...!
~
Atakan Gülgar
Kadınlar, bir erkeğin bir kadından beklediği şekilde bir erkeği sevemezler.
Erkekler mutlu olabileceklerine, cinsel olarak tatmin olabileceklerine, takdir edilebileceklerine, sevilebileceklerine ve bir kadın tarafından saygı duyulabileceklerine inanmak isterler. Gerçek romantikler kadınlar değil, erkeklerdir.
Erkekler aşk uğruna aşka inanır, kadınlar fırsatçı bir şekilde sever. Her ikisinin de koşulsuz aşka abone olması değil, her iki cinsiyetin aşka ilişkin koşullarının farklı olmasıdır
Bir cinsiyetin cinsel zorunluluğunu gerçekleştirmesi için diğerinin kendi zorunluluğunu feda etmesi gerekir. Bu, dişil zorunluluğun kendi gerçekliğini normatif olan olarak kurmak için kullandığı gücün temel kaynağıdır.
Kadınlar için kendi değerinin farkında olan bir erkekten daha tehdit edici ve aynı zamanda daha çekici bir şey yoktur.
Kadınlar bir erkeğin kendilerini aldatmasını istemezler ama aldatabilen bir erkeği severler.