Hakan CUCUNEL

Hakan CUCUNEL
@GezginiKitap
Öğretmen
Hacettepe fen edebiyat
Bursa
İzmir
6 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
Bir Yabancının Gözünden Türkler
Puan vermedi
TÜRKLERLE OMUZ OMUZA:HANS GUHR 1914-1918 yılları arasındaki büyük savaş, aslında Osmanlı devletinin paylaşımı savaşıydı. Osmanlı yöneticilerinin yani İttihatçıların çok fazla seçenekleri yoktu. Tek seçenek Almanya ile birlik olmaktı. Çünkü İngiltere Osmanlı'nın yaptığı ittifak önerisini kabul etmemişti. Almanya, son anda 400 kadar krallık, kontluktan oluşan parçalı yapısını birleştirmiş ve dünyada sanayi devrimini gerçekleştiren büyük devletler arasına girmişti. Osmanlı Devleti, Almanya'nın bu savaşı kazanması halinde parçalanmaktan kurtulabilirdi. İttifak yapılmasının ardından pek çok Alman rütbeli askeri de Osmanlı Harbiye nezareti tarafından Türk ordusu içinde görevlendirildi. Örneğin Liman von Sanders adını Çanakkale cephesinden biliriz. Bu askerlerin pek çoğu savaş sonunda ülkelerine döndüler ve anılarını, gözlemlerini yazdılar. Yazılan bu tanıklıkların bir kısmı dilimize de çevrildi. Hans Guhr'un anılarını, dilimize çevrilenler arasında İŞ Bankası Yayınları tarafından basıldı. Bilindiği üzere büyük savaş büyük bir yenilgi ile sona erdi. Rusya'da Romanov hanedanı, Türkiye'de Osmanoğulları hanedanlığı yıkıldı. Osmanlı'nın sınırları içerisinde kısa süreliğine de olsa onlarca devlet kuruldu. Bu sözde devletlerin bir kısmı bugün de varlığını sürdürüyor olsa da aslında ne kadar bağımsız oldukları ya da ne kadar devlet oldukları da yine tartışmaya açıktır. 1916 yılının başında İstanbul'a gelen Hans Guhr, 33 ay gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı devleti bünyesinde savaşlarda bulunur. İstanbul'dan önce doğu cephesine gider, oradan güneyde Harput ve Şam'da bulunur. Oradan da Filistin'e geçer. bu bölgelerin tamamı henüz Osmanlı Mülküdür. dikkat edilecek olursa Yavuz'un Arap coğrafyasını ele geçirmesinden 1914 yılına kadar geçen 310 yıl boyunca bu coğrafyada Arap,
İnceleme
Türklerle Omuz OmuzaHans Guhr · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201652 okunma
Reklam
Yakup Kadri nin bakışıyla Kurtuluş Savaşı
Puan vermedi
VATAN YOLUNDA-YAKUP KADRİ 1918 yılı Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış. Mustafa Kemal Paşa, Anafartalar kahramanıdır. İstanbul’da umduğu çözümün olmadığını fark etmiş ve Samsun’a geçmiştir. Avrupa’da bu durum EŞKİYALIK olarak görülüyor. Meşhur İstanbul basını Samsun’a geçiş olayına Avrupalılar gibi bakıyor. Düşmana karşı mücadele edileceği fikrini serserilik olarak değerlendiriyor. Ali Kemal’ler ve onun kafadarları iştahla küçümsüyor ve alay ediyorlar. Herkes işgal güçlerinin kızdırılmasından korkuyor ve ülkeyi işgal edenlerden yardım ve merhamet dileniyor ama İstanbul basını, Kemalistleri EŞKİYA diye anıyor. İstanbul sokaklarında Hintlisi, Faslısı, Tunuslusu, Senegallisi her sömürgeden sayısız asker dolaşıyor. Bunlara İtalyan, İngiliz ve Fransız subayları eklenmiş. Bu subayların kurumundan, çalımından geçilmiyor. Beş yüz yıllık Osmanlı başkentinde Türkçe konuşana rastlamak şans sayılıyor. Yerli Rumlar sanki yüzlerce yıldır bu devletin kaymağını yemiyorlarmış, sanki savaşlarda onlar şehit oluyormuş, sanki sarraflığı, tefeciliği, bankerliği başkaları yapıyormuş gibi, Türklere düşmanca davranıyorlar. Tramvayda, çarşıda, pazarda kaza eseri görülen Türkler aşağılanıyor. Kadınlar taciz ediliyor. Fransız general Esperey Fatih Sultan Mehmet’e öykünerek beyaz bir at üzerinde İstanbul sokaklarından geçip elçilik binasına geçiyor ama İstanbul basını Kemalistleri EŞKİYA diye anıyor. Süleyman Nazif, İşgal günlerini ”KARA BİR GÜN” başlığıyla yazdığı için hapse atılıyor, Malta’ya sürgün cezası alıyor. Aydınlarımzın!!! Kimi ABD mandasını kimi İtalyan mandasını savunuyor. Bir devletin –Osmanlı’nın Meclis-i Mebusan’ı bir İngiliz yüzbaşı tarafından basılıp kapatılıyor, vekiller Bekir ağa bölüğüne gönderiliyor. İngilizler Doğu Anadolu bölgemizde bir Ermenistan bir de Kürdistan
İnceleme
Vatan YolundaYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 2017272 okunma
Yakup Kadri nin gözünden
Puan vermedi
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU – GENÇLİK VE EDEBİYAT HATIRALARI TÜRKİYE’DE AYDIN AYMAZLIĞI İlginçtir Namık Kemal 48 yaşında ölür. İki tane dört haneli sayı arasında bir kısa çizgi Namık Kemal’in bütün hayatıdır. 1840-1888. İşte bu kadar. Aynı yaşam süresi 1867-1915 sayıları ile Tevfik Fikret için de geçerlidir. Her ikisi de oldukça kısa bir yaşam süresine sahip olmuşlardır ne yazık ki… Şunu da belirtmek gerekir ki TÜRK EDEBİYATI, derin ve köklü bir içeriğe sahiptir. Karanlık devirlerden başlayıp bu günlere gelene kadar büyük değişiklikler, sarsıntılar yaşamıştır. Bu edebiyatı yaratan milletin kökünün sağlam olması sayesinde varlığını sürdürmüştür. Bu edebiyatın yaşadığı değişim dönemleri arasında Tanzimat – Islahat dönemleri keskin dönemeçlere benzetilebilir. Savrulanlar olur, içeride kalmayı başaranlar olur. Kitapta 11 sanatçı ile ilgili izlenim ve deneyimler aktarılmış. Yakup Kadri’nin bu kitabında iki kişi hakkında yazdığı yaşanmışlıklar beni biraz üzdü. Öncelikle Süleyman Nazif. Bu önemli isim edebiyat kitaplarında önemli bir yere sahip, özgün bir sanatçıdır. İlk akla gelen büyük olasılıkla KARA BİR GÜN adlı yazısıdır. Bu yazıda İstanbul’a giren işgal güçlerini –pek doğal olarak- eleştirir. O gün Fransız komutan Francet de Esperey, Fatih Sultan Mehmet’e özenerek beyaz bir at üzerinde İstanbul sokaklarından geçmiştir. Yüzyıllar sonra payitahta –Türk başkentine- düşman girmiştir. Biz bir gazete yazısı olarak tanırız ama Yakup Kadri’nin yazdıklarından anlarız ki S. Nazif kendi döneminde bir efsanedir. Bütün yeni yetişen edebiyatçıların ve vatanseverlerin sonsuz hayranlığını kazanmıştır. Ama böylesine önemli bir isim gün gelir onun yazdıklarının tam tersini ısrarla savunan Ali Kemal’le yan yana düşer, onun gazetesinde yazar. Hatta yine kendi döneminden Milli
İnceleme
Gençlik ve Edebiyat HatıralarıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınevi · 2017406 okunma
Türkler Hakkında bir yabancının izlenimleri
Puan vermedi
Türk Mektupları – Ghiselin de Busbecq Bu kitabı farklı kaynaklardan duyar ve merak ederdim. Bir Avrupalının gözünde Osmanlı 1500’lü yıllarda nasıl görünüyordu sorusunun yanıtlarını içeriyor. Bir elçi olarak İstanbul’a gelen yazar uzunca bir süre boyunca İstanbul’da kalıyor. İlk önce şunu belirtmek gerekir ki hiçbir Avrupalı Osmanlılara, Osmanlı demiyor. Doğrudan TÜRK diyor. Kanuni Süleyman’ı yakından gören yazar, sultanın her zaman asık suratlı, sinirli göründüğünü ve içinde bitmeyen bir üzüntü olduğunu söylüyor. Bunun nedenini Şehzade Mustafa’nın öldürülüşüne bağlıyor. Yazar, İstanbul’da iken Sarı Selim ve Bayezid mücadelesi devam ediyor. Avrupalı bir insan olarak bu mücadeleyi anlamaya çalışıyor. Bayezid’in İran’da öldürülmesini aktarıyor. Bayezid, Selim’le olan mücadelesini kaybedeceğini anlayınca İran Şahına sığınıyor. Fakat güçlü bir ordu ile İran topraklarına giren Bayezid, orada da kaygı ile karşılanıyor. Askerleri farklı bölgelere dağıtıldıktan sonra tamamına yakını yok ediliyor. Süleyman‘la yapılan görüşmelerin sonuna doğru Bayezid, zindana atılıyor. İstanbul’dan gelen görevliler Bayezid’e öldürüleceğini söylüyorlar. Şehzade dört çocuğunu son bir kez görmek istediğini söylese de buna izin verilmiyor. Kendisiyle beraber dört oğlu da boğularak öldürülüyor. Bayezid’in en küçük oğlu Bursa’da kalmıştı. Bu küçük şehzade de Süleyman’ın emriyle boğuluyor. Bu olanları bir Avrupalı olarak üzülerek izliyor. İstanbul’dan görünümleri anlattığı bölümler çok ilgi çekici. Ordunun resmi geçişleri sırasında gördükleri, gündelik hayattan izlenimleri de çok değerli. Kitap çeşitli çizimlerle süslenmiş. Ordudaki disiplin, askerlerin çok zor koşullarda bile işlerine devam etmesi, giyimleri de yazarın iyi anlattığı konulardan. Başka bazı kaynaklarda da okumuştum, herkes
İnceleme
Türk MektuplarıOgier Ghiselin De Busbecq · İş Bankası Kültür Yayınları · 2011421 okunma
Refik Halit ve önemi
10/10
·231 syf.··
2024 4. kitabı
EKMEK ELDEN SU GÖLDEN Refik Halit Okurken Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Refik Halit Karay, sıradışı kişiliğiyle hakkında geniş geniş konuşulacak yazarlarımızdandır. Hangi yazdığını okursanız okuyun edebi bir lezzet alırsınız. Mizah, anı, roman gibi türlerde son derece verimli ve nitelikli eserler vermiştir. “Üç Nesil Üç Hayat” kendi türünde eşsiz bir belgedir. Mecit-Aziz-Hamit dönemlerinde İstanbul ve yaşanan her türden değişimi canlı ve renkli aktarmıştır. Romanlarını okurken onun gerçek bir romancı olduğunu anlarsınız. Romanlarında kişi kadrosu, önem sırası olmaksızın üzerinde çalışılmış kişilerdir. Betimlemeler gerçek gözlemlere dayalı ve canlıdır. Olayların anlatımında her zaman dikkatlidir. Kurgunun duygusal durumuna göre roman zamanının akışını hızlandırır, yavaşlatır. Durdurduğu da olur. Ama romanı elinizden bırakmanız yine de zordur. Romanlarındaki evren, masa başında kurgulanmış değildir. Yazar adeta romanı için çevre gezmiş, insanları gözlemlemiş ve onlarla vakit geçirmiş, ayrıntıları not etmiş ve doğru oranlarla roman evrenine eklemiştir. Mekan tasvirlerindeki başarısı ise ayrıca ele alınmalıdır. Mekanları; içerisindeki ışık, renk, koku ve verdiği duygu ile çok başarılı aktarır. Sadece iç mekanlarda değil geniş coğrafyaları da başarılı anlatır. Her romanında farklı mekanlar seçer. Kişileri kesinlikle bir başka romanındaki herhangi bir kişi ile benzeşmez. Her biri özgündür. Konuşmaları, giyimleri, oturup kalkmaları ile her biri kendi kurgulandıkları romanlarda yaşayıp var olurlar. Seçtiği dönemin, günlük konuşma özelliklerini, o döneme özel deyimleri, imaları, söz oyunlarını, kinayeleri, siyasi yönelimleri aktarmak için belki özel bir çaba harcamaz ancak romanlarını okurken bu konularda kesinlikle fikir sahibi olursunuz. Roman döneminin
İnceleme
Ekmek Elden Su GöldenRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 201175 okunma
Reklam